Tarihe “Muhteşem” ünvanıyla geçen, adaletiyle dünyaya nam salan, Osmanlı İmparatorluğu’nu çok geniş topraklarda başarıya taşıyan Sultan Süleyman, tarihin en önemli devlet adamlarından biridir. Yaşamı boyunca 3 sefere katılmış, döneminde 300’den fazla kale fethetmiş, Osmanlı İmparatorluğu’nu dünyanın imrendiği bir seviyeye getirmiş, idare, siyaset ve medeniyette daha önce benzerinin pek görülmediği bir zirveye ulaştırmıştır. Onun zamanında imparatorluğun sınırları Asya’da Kafkas dağlarından, Acemistan içlerine, Yemen’e, Aden’e, uçsuz bucaksız Arabistan çöllerine uzanırken, Afrika’da Habeş, Mısır, Tunus, Fas ve Cezayir’i kapsamış, Hint denizle-rinde hakimiyeti görülmüştür. Akdeniz’de ise Ceneviz ve Venedik donanmalarına karşı büyük zaferler kazanılmıştır. Kanuni Avrupa’da da ilerlemiş, Eğri ve Estergon kalelerine kadar Macaristan’ı boyunduruğu altına almış, Erdel Krallığı, Eflak ve Boğdan Beylikleri, Kırım Hanlığı ile Lehistan arasındaki geniş stepleri ele geçirmiş, Avusturya Devleti ve Venedik Cumhuriyeti belirli vergiler ödemeye zorunlu kılınmış, Fransa, İtalya, Lehistan Osmanlı’ya boyun eğmiş, İspanya da birkaç girişimle itaat eder hale gelmiştir. Hayatı Kanuni Sultan Süleyman 6 Kasım 1494’te Trabzon’da dünyaya geldi. Osmanlı Devleti’nin onuncu padişahıdır. Yavuz Sultan Selim’in oğludur. Süleyman, dedesi III. Beyazıt’ın sağlığında devlet idareciliğinde ilk adımı atmıştı. Ilk önce Şebinkarahisar, ardından Bolu Sancak Beyliği’ne tayin edilmiş, bu iki ta-yine de amcası Şehzade Ahmet itiraz etmişti. Bunun nedeni Şehzade Ahmet’in, Süleyman’ı, kendisinin tahta oturmasına bir engel olarak görmesiydi. Bundan sonra Şehzade Süleyman Kefe Sancak Beyliği’ne atandı. Şehzade Süleyman sancak beyliğinden önce, henüz çocukluk çağındayken, babası Şehzade Selim’in, Şah İsmail ordusunu Erzincan’da yenilgiye uğrattığı sefere de katılmıştı. Yavuz Sultan Selim’in padişahlığı sırasında, doğu ve güneye yapılan iki büyük hamleyle, Osmanlı Devleti’nin şekli temelden değişmiş, Osmanlı hakimiyetindeki topraklar neredeyse iki katına çıkmıştı. Böylece Osmanlı Devleti, bir “Cihan Devleti” haline gelmişti. Bu durum, siyasi, iktisadi ve askeri bakımdan Osmanlı’yı rakip tanımaz bir devlet yaptı. Artık Doğu’da ve Batı’da hiçbir devle-tin Osmanlı İmparatorluğu ile rekabet edecek bir durumu yoktu. İşte Şehzade Süleyman böyle bir gelişme döneminde tahtı devraldı. Tahta Çıkışı 22 Eylül 1520’de Yavuz’un vefatı üzerine, Süleyman 30 Eylül 1520’de Osmanlı tahtına çıktı. Bir taraftan idari ve askeri işleri, düzenledi, diğer taraftan Türk-İs-lam Birliği’nin sağlanması için gerekli zemini oluşturdu, öbür taraftan ise İran ve Mısır seferleriyle sınırları iyice genişletip hazineyi zenginleştirdi. Sultan Süleyman’ın en önemli yönlerinden biri de, iç huzuru sağlamak için çeşitli düzenlemelerde bulunmasıdır. Babası Yavuz Sultan Selim’in bazı uygulamalarını kaldırarak kendi kurallarını getirmiştir. Kendisine “Kanuni” ünvanı verilmesini sağlayan adalet kavramı ve reformlarıyla, yeni bir hukuk devleti anlayışının da müjdecisi olmuştur. Kanuni’nin hukuk reformları, Avrupa’nın da dikkatini çekmiş, İngiltere Kralı VIII. Henry, bu dönemde Osmanlı Devleti’ne bir heyet göndererek adli sistemini inceletmiştir. Kanuni Bu inceleme sonucunda İngiltere adliyesinde bazı yenilikler gündeme gelmiştir. Sultan Süleyman döneminde devlet görevlilerinden her birinin yetki ve sorumlulukları da tesbit edilmiştir. SEFERLERİ Kanuni yeni seferlere çıkmadan önce hakimiyeti altındaki topraklarda asayişi sağlamayı başardı. Padişahlığının ilk yıllarında çıkan Canberdi Gazali isyanını bastırdı. Canberdi Gazali, Yavuz Sultan Selim zamanında Şam Beylerbeyliği’ne atanmıştı. Süleyman tahta geçtikten sonra, onun gençliğinden ve tecrübesizliğinden yararlanıp Suriye, Filistin ve Mısır’ı ele geçirip hilafeti elde etmek istiyordu. Şam yakınlarında gerçekleştiren çarpışmada Gazali birlikleri yenilgiye uğratıldı ve Gazali öldürüldü. Daha sonra 18 Mayıs 1521’de Kanuni’nin başında bulunduğu Osmanlı ordusu, Belgrad üzerine hareket etti. Veziriazam Piri Mehmet Paşa’nın görüşleri doğrultusunda, doğrudan Belgrad üzerine yürünmesi ve Rumeli Beylerbeyi olan Ahmet Paşa’nın önden hareket ederek Böğürdelen Hisarı’nı ele geçirmesi planı yapıldı. Bu aşamada Belgrad Kalesi’nin muhafızı Osmanlı ordusuna dayanamayacağını anlayınca 30 Ağustos’ta kaleyi teslim etmek zorunda kaldı. Kale halkından bir kısmı Macaristan’a giderken, bir bölümü İstanbul’a nakledillerek Yedikule çevresine yerleştirildi. Belgrad’dan getirilenlerin yerleştirildikleri mahalleye Belgrad Mahallesi denildi. Fetihten sonra 200 top ile tahkim edilen Belgrad Kalesi, Semendire ile birlikte Bosna Sancakbeyi Yahya Paşa’nın oğlu Bali Bey’in yönetimine, Bosna da Sultanzade Hüsrev Bey’e verildi. Belgrad, ele geçirildiği tarihten itibaren Avrupa seferlerinde Osmanlı ordusunun en önemli üslerinden biri olmuştur ve “Daru’l-cihad” ismiyle anılmıştır. Rodos Seferi Kanuni Sultan Süleyman’ın Akdeniz’de Osmanlı hakimiyetini kurmak için giriştiği Rodos’un fethi çok önemlidir. Kanuni, sefere karar vermeden önce Rodos hakkında geniş bilgi toplatmıştı. Aynı tarihlerde Avrupa devletleri birbirleriyle mücadele halindeydiler. Bu yüzden Rodos ile ilgilenebilecek durumda değillerdi. Rodos ile ilgilenebilecek tek devlet olan Venedikliler de yapılan ticaret antlaşması ile pasif hale getirilmişti. Divan’da alınan sefer kararından sonra Osmanlı ordusunun başına komutan olarak ikinci vezir Çoban Mustafa Paşa getirilmişti. Osmanlı’nın kendisine sefer yapacağını öğrenen Rodos’un başındaki Philippe Villiers de l’Isle Adam ise, Papa ve Fransa’dan yardım istemiş ve çeşitli önlemler almıştı. Kaleyi kuvvetlendirmiş, yiyecek depolatmış, şehrin önündeki limana zincir çektirmişti. Osmanlı donanması, 5 Haziran 1522’de 300 gemi ile Çoban Mustafa Paşa komutasında harekete geçti. 24 Haziran’da Rodos önlerine gelen donanma, Rodos kalesinin doğusundaki bir limana demir attı. Bu sırada Sultan Süleyman karadan yola çıkmıştı. Kaleyi abluka altına alan ordu, Padişahın gelmesini bekli-yordu. 28 Temmuz’da Rodos adasına geçen yüz bin kişilik ordu, surlar boyunca yerleşti. Bu esnada İngiliz, Fransız, İtalyan, İspanyol, Alman ve Portekiz devletlerine bağlı şövalyeler Rodos’u müdafa etmeye başlamışlardı. Kanuni, Kızıltepe’de kendine otağ kurdurarak kuşatmayı buradan yönetiyordu. Şiddetle ve birbiri ardınca gelen Osmanlı hücumları, beş ay kadar devam etti. Bu arada zaman zaman kısmi başarılar da kazanıldı. Bu saldırılara dayanamayan şövalyeler, kaleyi teslim etme kararı aldı. 21 Aralık 1522’de yapılan görüşmeler sonucunda bir teslim antlaşması imzalandı ve Osmanlı, şövalyelerin adadan çekilmelerine izin verdi. Bunun yanında şehirdeki Hristiyanların ibadetlerinde serbest olmaları, ada sakinlerinin beş yıl kadar vergi vermemeleri ve kendilerinden devşirme alınmaması gibi konularda imtiyazlar tanındı. Böylece Rodos adasıyla birlikte, on iki adanın tamamı ve Bodrum da Osmanlı topraklarına katılmış oluyordu. Anadolu Hristiyanlarının sahip olduğu en önemli yerlerden biri olan Bodrum’un fethi, dönemin koşulları açısından stratejik önem taşımaktadır. Macaristan Seferi O dönemde Alman Kralı Şarlken’in bir Avrupa İmparatorluğu kurma tehlikesi başgöstermişti. Ayrıca Macarlar’ın Eflak işlerine karışmaları, Osmanlılar aleyhine Boğdan’la ittifak yapmaları ve Safeviler’le anlaşma yapmaları gibi olaylar üzerine Kanuni, Üngürüs’e bir sefer düzenleme kararı aldı. Bu sırada Tuna boylarında Macarlarla küçük çaplı çarpışmalar başlamıştı. Kanuni’nin sefer kararı almasında Fransızların etkisini de göz ardı etmemek gerekir. Bu dönemde Fransa ve Almanya’nın arası iyi değildi ve birbirleriyle mücadele halindeydiler. Fransa Kraiı I. François, 1519’da imparator seçilen Habsburg hanedanına mensub Şarlken’e savaşta esir düştü. Bunun üzerine François’nın annesi Kanuni Sultan Süleyman’a bir mektup göndererek kendisinden yardım istedi. Padişah da Macaristan üzerine yürüyerek yardım edeceğini söyledi. Üstelik Kanuni, Şarlken’in kurmak istediği Avrupa İmparatorluğu’nun Osmanlı için büyük bir tehdit olacağını düşünüyordu. Fransa’yı himaye ederek siyaseten bölünmüş bir Avrupa oluşturmak, Osmanlı’nın işine daha çok geliyordu. Kanuni, 23 Nisan 1526’da yüz bin kişilik bir ordu ve 300 topla birlikte İstanbul’dan hareket etti. Osmanlıların, Macaristan üzerine yürüyecekleri haberini alan Macar Kralı II. Layoş (Lui) savaş hazırlıkları yaparken, aynı zamanda Avrupa kral ve prenslerinden yardım talep etti. Bu arada Macar Meclisi, kralın bizzat savaşta hazır bulunmasına karar verdi. Bunun üzerine Macar Kralı II. Layoş savaşın yapılacağı Mohaç ovasında Osmanlı Ordusu’nu beklemeye başladı. 26 Ağustos’ta Osmanlı Birlikleri Mohaç’a gelerek savaş pozisyonu aldılar. Kanuni, cenk elbisesi giydi ve beyaz bir ata binerek merkezde konumunu alıp düşmanın iyice yaklaşmasını beklemeye başladı. Nitekim ikindi vaktine doğru, Osmanlıların harekete geçmediğini gören Macarlar taarruza geçti. Savaş, 29 Ağustos 1526 Çarbamba günü Macar hücumuyla başladı. Macarlar, altmış bin kişilik zırhlı süvarileriyle Osmanlı Ordusu’nun merkezine saldırdılar. Ne ilginçtir ki Osmanlılar da yaptıkları plana göre Macarlar’ı merkeze çekip çembere alarak savaşı kazanmak istiyorlardı. Macar komutanlarından Pier Pereney ile Pol Tomori, bütün kuvvetleriyle Veziriazam komutasındaki Rumeli askeri üzerine hücum ettiler. Osmanlı kuvvetleri plan gereği geri çekilip düşmanı içeriye aldılar. Bunun üzerine yandan Anadolu kuvvetlerinin sıkıştırması ile Macar kuvvetleri daha içeri alınıp topların önüne getirildi. Ayrıca Macarların Kral Layoş komutasındaki ikinci kolu, Anadolu kuvvetlerinin üzerine yüklendi. Bu kuvvetler de onları merkeze doğru yönlendirdiler. Kendini üstün gören Macarlar daha da içeri yöneldiler. Savaş çok çetin geçiyordu. Bu sırada Kanuni’yi öldürmeye çalışan şövalyeler yeniçerilerin müdahaleleri sonucu amaçlarına ulaşamadılar. Hatta Kanuni bu saldırıda 3 şövalyeyi öldürdü. İyi bir taktikle topların önüne getirilen Macar kuvvetleri 300 topun birden ateşe verilmesiyle, ateşin şiddetinden şaşkına döndü. Bu saşkınlık üzerine paniğe kapılıp bozguna uğradılar. Bu ateşten sonra savaşta komutan olan kral bir daha görülmedi. Mohaç Zaferi’nin ertesi günü akıncılar, feth edilecek toprakların içlerine doğru akınlar için yola çıktılar. Macar ordusu ise tamamen imha edildi. Böylece ilerleyen Osmanlıların önünde bir engel kalmamış oldu. Mohaç ovasındaki üç günlük dinlenmenin ardından Osmanlı Ordusu Macaristan’ın başkenti olan Budin’in üzerine yürüdü. Osmanlı ordusu 10 Eylül 1526’da şehri teslim aldı. Avusturya Seferi Mohaç Meydan Muharebesi’nden sonra, Macaristan’da askeri harekat sona erdi ve siyasi faaliyetler başlamış oldu. Osmanlı Devleti’nin Budin halkının isteğiyle başa getirdiği Erdel Voyvodası Zapolya’ya karşı, Viyana Arşidükü Ferdinand Macar kralı olmak için harekete geçti. Ferdinand 1527’de Macaristan’a girip Zapolya’yı yenerek Budin’i işgal etti. Bunun üzerine Kanuni Zapolya’ya yardım etmek için, 10 Mayıs 1529’da Avusturya’ya bir sefer düzenledi. 8 Eylül 1529’da Budin geri alındı. Bundan sonra 14 Eylül’de Zapolya Osmanlı’ya sadık kalmak koşuluyla tahta geçti. Osmanlı Ordusu 22 Eylül’de Avusturya’ya girdi ve 25 Eylü’lde Viyana önlerine geldi. Süleyman Viyana’nın teslim olmasını istedi. Viyana bunu kabul etmeyince, 27 Eylül’de şehri kuşattı. Avusturya ve Güney Almanya toprakları Türk akıncılarınca önemli bir hezimete uğradı. Germen İmparatoru Şarlken, meydan muharebesi için ortaya çıkamadı. Daha sonra gerçekleştirilen ikinci Avusturya seferine Estergon Seferi de denmektedir. Süleyman’ın bu sefere çıkış amacı adeta bir Osmanlı eyaleti olan Budin’in emniyetini pekiştirmekti. 23 Nisan 1543’te İstanbul’dan yola çıkan Kanuni yol boyunca alınması gereken mevkileri feth ederek 29 Temmuz 1543’te Tuna Nehri boyunca ve Budin yakınlarındaki başpiskoposluk merkezi Estergon önüne vararak şehri kuşattı. Sultan Süleyman Estergon Kalesi’ne 315 top ateşiyle saldırdı. Alman, İtalyan ve İspanyol muhafız askerleri teslim teklifini kabul etmediler, ancak Osmanlı kuşatmasına sadece on iki gün dayanabildiler. 10 Ağustos’ta düşman askerlerinin gitmesine izin verildi. Şehrin en büyük kilisesi camiye çevrilerek Kanuni Sultan Süleyman, Cuma namazını burada kıldı. Osmanlı ilerlemesi, Avrupa’da devam etti. Kış yaklaştığından Padişah, 7 Eylül’de İstanbul’a hareket etti. Ancak bu arada Avrupa’daki fetihler durmadı. Budin Beylerbeyi Avusturya kalelerine karşı harekatı devam ettirdi. 16. yüzyılın ortalarında Avrupa’da Osmanlı askeri kuvvetlerinin bu büyük başarıları sürerken, Akdeniz’de ve Atlas Okyanusu’nda bulunan Türk donanması da son derece başarılıydı. İran Seferleri Avrupa’da birçok seferler yapan Kanuni Sultan Süleyman daha sonra Anadolu’ya yöneldi. Bunun nedeni Anadolu’da çıkan iç isyanların ve İran’da yıkılan Akkoyunlu devletinin yerine kurulan Safevi Devleti’nin Osmanlı İmparatorluğu için tehdit oluşturmaya başlamasıydı. Kanuni Sultan Süleyman, Avrupa’da İstanbul Antlaşması’yla geçici de olsa barışı sağladıktan sonra, İran üzerine ilk seferine çıktı. Safevi Devleti’nin izlediği dostane olmayan politikalar ve Anadolu’da ya-şayan Şiileri kışkırtmaları bu seferin düzenlenmesinin sebeplerinden biriydi. İlk aşamada Tebriz, Azerbaycan ve Hamedan feth edildi. 1534 senesinde Irakeyn seferiyle de Bağdat alındı. Safevi Şahı Tahmasb, Kanuni’nin Avusturya’ya sefer düzenlemesinden yararlanmak istedi. Osmanlılara sığınan kardeşini bahane ederek, Tebriz, Nahçıvan ve Van’ı ele geçirdi. Bu durum nedeniyle Kanuni Sultan Süleyman ikinci defa İran’a sefer düzenlemeye karar verdi. Bu seferle 1548 senesinde Van ve Tebriz’i geri aldı. Safeviler 1553 senesinde tekrar saldırıya geçtiler. Doğu Anadolu’da ilerleyen düşman kuvvetleri Muş’a kadar gelip Erzurum’u kuşattılar. Bunun üzerine Kanuni üçüncü İran seferine çıktı. Revan, Nahçıvan ve Karabağ Osmanlı tarafından alındı. Şah Tahmasb barış istedi ve bunun üzerine 1555 senesinde Amasya Antlaşması imzalandı. Amasya Antlaşması ile Basra, Bağdad, Şehrizor, Van, Bitlis, Erzurum, Kars ve Atabeğler üzerindeki Osmanlı hakimiyeti Safevilerce tanınmış oldu. Amasya antlaşması İran ve Osmanlı arasındaki ilk resmi antlaşmadır. Bu anlaş-mayla ayrıca nüfuz bölgeleri tesis edilmiştir. Bu antlaşmadan sonra, Tahmasb’in 1576’da ölümüne ve İran’da karışıklıklar çıkana kadar Osmanli-Safevi ilişkileri iyi bir şekilde devam etmiştir. Zigetvar Seferi Anadolu’daki iç isyanlarla ve Doğu’da İran Devleti ile uğraşan Kanuni Sultan Süleyman, 1566’da son seferinde yine Macaristan üzerine yürüdü. Avusturya ve Macaristan’da çeşitli olaylar çıkıyordu. Hem 1562 yılında yapılan Osmanlı-Avusturya Antlaşması’nda kabul ettikleri vergiyi ödemiyorlar hem de yeni Kral II. Maksimilyan’ın olumsuz tavırları oluyordu. Bu yüzünden Sultan Süleyman sefer kararı aldı. Bu Süleyman’ın çıktığı on üçüncü seferdi. Süleyman yetmiş üç yaşındaydı ve çeşitli hastalıkları bulunmaktaydı. Zigetvar Kalesi 1566 Ağustos başında kuşatıldı. Ancak kuşatma devam ederken Kanuni Sultan Süleyman vefat etti. Osmanlı Devleti’ni zaferden zafere taşıyan Kanuni Sultan Süleyman’ın ölüm haberi askerin moralinde bozukluk meydana gelmemesi için, ordudan gizli tutuldu. Daha sonra 7 Eylül’de kale fethedildi.
Kanuni’nin Diğer Zaferleri Kanuni’nin zaferleri, Doğu’da ve Batı’da birçok ülkeyi içine alacak şekildedir. Osmanlıların Akdeniz’de kuvvetlenmeleri ve tüm Ege denizini kontrolleri altında tutmaları buna örnektir. Bu durum Avrupa’yı telaşlandırmıştır. Osmanlı donanmasına karşı, Venedik ve Cenevizlilerden başka Malta, Portekiz ve İspanya’ya ait gemilerden oluşan Haçlı donanması Preveze Körfezi’nde 1538 senesinin Eylül ayında savaşmış, bu önemli savaşta Akdeniz bir Türk gölü haline gelmiş-tir. Barbaros Hayreddin komutasındaki Osmanlı donanması büyük zafer elde etmiştir. Kanuni Sultan Süleyman Batı’da Belgrad’ın, Rodos’un fethedilmesi, Mohaç zaferinin kazanılması, Estergon seferi neticesinde alınan topraklar ile Viyana kapılarına dayanmıştır. Doğuda ve Güneyde; İran üzerine yapılan seferlerle doğu hududunu sağlamlaştırmıştır. Akdeniz’deki ve Afrika kıtasındaki fetihler çok önemlidir. Bütün bu fetihlerle Kanuni babasından devraldığı topraklara; Trablusgarb’ı, Irak’ı, Cezayir’i, Anadolu’da Van’dan Ardahan’a kadar kuzey ile kuzeydoğu topraklarını, Batı’da; Macaristan, Erdel, Belgrad çevresini, Rodos’u, en mühimmi Sakız olmak üzere çeşitli Venedik ve Ceneviz sömürgelerini himayesi-ne almıştır. Akdeniz’de büyük önemi olan Cerbe adasını feth etmiş; Akdeniz’le Kızıldeniz’i ve Basra Körfezi’ni birer Müslüman Türk gölü haline getirmiştir. Osmanlı sancağını Umman ve Hint denizlerinde dalgalandırmıştır. Doğu sınırında Safevileri büsbütün sindirmiş ve İspanya krallığı ile Almanya İmparatorluğu’na ve Avusturya Devleti’ne, Osmanlı Devleti’nin gücünü kabul ettirmiştir. Sultan Süleyman Osmanlı’yı güneş batmayan büyük bir devlet haline getirmiştir. Osmanlı Devleti Kanuni devrinde adaletiyle, idaresiyle, iktisadi faaliyetleriyle, ilim, kültür ve sanat faaliyetleriyle bütün dünyaya örnek olmuştur. Kanuni Sultan Süleyman’ın kendi el yazısıyla manzumeleri Topkapı Sarayı Müzesi arşivinde saklanmaktadır. Şair olan ve Muhibbi mahlasıyla şiirler yazan Kanuni Sultan Süleyman’ın, bir de yayınlanmış divanı bulunmaktadır. Kanuni’nin herkes tarafından bilinen önemli bir sözü şu şekildedir “Halk içinde muteber bir şey yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda, bir nefes sihhat gibi. Saltanat dedikleri bir cihan kavgasıdır, olmaya baht-ü saadet dünyada vahdet gibi.” İlme ve buna bağlı olarak alimlere ve sanatkarlara büyük değer veren Kanuni devrinde Osmanlı sınırları yüzlerce sanat eserleriyle süslenmiştir. Bunun yanında yüzlerce eser yazılmıştır. Mimari sahasındaki başlıca eserler; Süleymaniye Külliyesi, kızı Mihrimah Sultan namına yaptırdığı Edirnekapı ve Üsküdar’daki camiler, oğulları Şehzade Mehmed ve Cihangir namına yaptırdığı camiler, Ha-seki Sultan Camii ve medresesi ve her tarafa dağılmış, köprüler, medreseler, tekkeler bulunmaktadır. Kanuni zamanında ciltçilik, alçı, çini, ayna, hakkaklık, dokuma ve halı sanatları çok ileri düzeydeydi. Devrinde yetişen büyük mimar Mimar Sinan, Türk-İslam sanatının en önemli eserlerini yapmıştı. Mimar Sinan’ın eserlerinden bazıları şunlardır: Halep Hüsrev Paşa Camii, İstanbul Haseki Külliyesi, İstanbul Şehzade Camii ve Medresesi, Üsküdar Mihrimah Camii, İstanbul Süleymaniye Camii ve Külliyesi, Tekirdağ Rüstem Paşa Camii ve Külliyesi, Silivri Kapı İbrahim Paşa Camii, İstanbul Rüstem Paşa Camii, İstanbul Sinan Paşa Camii, Topkapı Kara Ahmet Paşa Camii ve Külliyesi, Fındıklı Molla Çelebi Camii, Babaeski Semiz Ali Paşa Camii, Büyükçekmece Kanuni Sultan Süleyman Külliyesi ve Köprüsü, Süleymaniye Tekkesi.

Bir yanıt yazın