Napolyon Bonapart, kazandığı büyük savaşlar, askeri öngörüsü ve ikti-dar hırsıyla tarih tarihe geçmiş Fransız Devrimi’nin generallerinden biridir. 1789-1804 yılları arasında Fransa Cumhuriyeti’nin ilk konsülü oldu, daha sonra da I. Napolyon adını alarak Fransa İmparatoru ve İtalya Kralı ilan edildi. Napolyon, hayatı boyunca pek çok zafer kazandığı gibi ağır yenilgiler de almıştır. Fransa’nın en ünlü komutanlarından ve devlet adamlarından biri olan Napolyon aslında Fransız değildir. Fransızca’yı dahi okula başladıktan sonra öğrenmiştir, hayatı boyunca da gerçek bir Fransız gibi, Fransız aksanıyla konuşamamıştır. Napolyon, Korsikalı avukat Carlo Buonaparte ile Marie Letizia’nın ikinci oğlu-dur. 15 Ağustos 1769’da, dönemin İtalyan devletlerinden Cenova tarafından Fransa’ya satılmış olan Korsika’nın Ajaccio kentinde doğdu. Buonaparteler, her ne kadar Fransa’nın aristokratlarıyla kıyaslandığında daha dar gelirli görünseler de, Korsika’nın varlıklı ve soylu ailelerinden biriydi. Ailesinin bağlantıları sayesinde ünlü Fransız askeri akademesi Brienne’de öğrenim gördü. 1784’te Parisian Ecole Royale Militaire’e geçti ve bir yıl sonra bu okuldan mezun oldu. Her ne kadar Fransa topraklarında görev yapmakla yükümlü olsa da, gerek dönemin iç karışıklıkları gerekse çevresinin kendisine sağladığı imkanlar sayesinde, mesleğinin ilk yıllarında sık sık Korsika’da vakit geçirme imkanı buldu. Bu dönemde, babasının yakın çevresinde yer alan, Korsika bağımsızlık hareketinin öncülerinden olan Pasquale Paoli’ye destek verdi. Siyasi ve askeri meselelerde aktif rol aldı. Bir yandan da askeri mevkisi sürekli yükseliyordu. 1793’de iç savaş patlak verdiğinde, Napolyon Paoli’nin karşısında yer aldı ve ailesiyle birlite Fransa’ya kaçma zorunda kaldı. Bounaparte ailesi, Fransa’ya gelişleriyle birlikte soyadlarını değiştirip, Bonaparte soyadını aldı. Tarihçiler, Korsika tecrübesinin Napolyon’un geleceğinde önemli bir rol oynadığı konusunda hemfikirdir. Fransız Devrimi, Cumhuriyet’in asker sınıfının büyük bir bölümünü yok eden bir hareket olmasına rağmen, nadiren de olsa Napolyon gibi bazı bireyler için hızlı bir yükseliş yolu açmıştır. Devrim sonrası süreçte liderler sürekli değişmiş, ancak Napolyon’un yıldızı parlamaya devam etmiştir. Özellikle 1793’deki Toulon zaferinden sonra general rütbesini alan Napolyon, devrimin önderlerinden Augustin Robespierre’in gözdesi olmuştur. Ne var ki, bundan kısa bir süre sonra -Robespierre’in devrilmesinin ardından- Napolyon için devrimin çarkları tersine işlemeye başlamış ve Napolyon “vatana ihanet” suçlamasıyla tutuklanmıştır. Fransa’nın gelecekteki “direktuvarlar”ından biri olan Vicomte Paul de Baras’ın olağanüstü gayretleriyle serbest bırakılan Napolyon, 1795’de yeniden bir kahraman haline gelmiştir. Devrim karşıtı hareketleri bastırarak, hükümetin varlığını devam ettirmesini sağlayan Napolyon bu başarısının ardından, terfiyle ödüllendirilmiştir. Kısa sürede ülkenin en saygı duyulan üst düzey askeri yetkililerinden biri haline gelen Napol-yon, açık sözlülüğü ve düşüncelerini her ortamda çekinmeden ifade etmesiyle tanınmıştır. Napolyon’un Josephine’le evliliği de bu döneme denk gelmektedir. Ardarda Gelen Savaşlar Fransa 1796’da Avusturya’ya savaş ilan etti. Napolyon, uzun süredir istediği bir görevle, İtalyan Ordusu’nun komutanı olarak savaşa katıldı. Napolyon, açlıktan kırılan, yeterli techizatı olmayan ve dağınık bir ordusu olmasına rağmen, Avusturya birliklerine karşı zafer üstüne zafer kazandı. Birçok tarihçinin ortak kanaatine göre, Avusturya’ya karşı kazanılan zaferler aslında askeri bir dehanın ürünü değil, arka arkaya oluşan koşulların Napolyon’dan yana olmasının eseridir. Ancak Napolyon bu zaferleri çok iyi değerlendirmiş, iyi bir propaganda malzemesi olarak kullanmıştır. 1797 yılında Fransa’ya döndüğünde bir halk kahramanı olarak karşılanmış, basının desteğini alarak önemli bir siyasi güç elde etmiştir. Mayıs 1798’de Napolyon, İngiltere’nin Hindistan üzerindeki hakimiyetini ortadan kaldırmak ve Uzak Doğu ticaret yollarını ele geçirmek üzere yeni bir sefere çıktı. Bu defa hedefinde Mısır ve Suriye vardı. Mısır’a doğru ilerlerken Akdeniz’de bulunan İngiliz donanmasını yenilgiye uğratarak Malta’yı aldı. Haziran 1798’de Piramitler Savaşı’nda Memlukluları yenerek İskenderiye’yi ele geçiren Napolyon, Nil vadisi boyunca içerilere doğru ilerlemeye devam etti. Napolyon’un en büyük hatası İngiliz donanmasının gücünü küçümsemesiydi. İngiliz Amiral Horatio Nelson komutasındaki güçlü İngiliz donanması Abukir körfezindeki Fransız donanmasının gemilerin batırdı. Böylece Napolyon’un Mısır seferinin başlangıcında kazandığı zaferler bu yenilgiyle önemini kaybetti. Bu İngiltere yenilgisinin ardından Napolyon, 1799 Şubatı’nda Suriye üzerine yürüyerek Akka’da başarısız bir kuşatma sonucu Cezzar Ahmet Paşa’ya da yenildi. Akka’daki sert Osmanlı  direnişi karşısında Mısır’a dönmek zorunda kaldı. Bu sırada Napolyon’un ordusu salgın hastalıklarla da mücadele etmekteydi. Fransa’da ise yine iç karışıklıklar baş göstermişti. Tüm bu koşullar altında Napolyon, ordusunu Mısır’da bırakarak, bazı tarihçilere göre terk ederek, gemiyle Fransa’ya döndü. Mısır seferi her ne kadar askeri açıdan başarısız bir girişim olduysa da, büyük kültürel etkileri olan bir hareket olarak tarihe geçti. Cezzar Ahmet Paşa’nın Napolyon’a Cevabı Suriye’yi işgal ederek, Doğu Akdeniz’de tüm önemli limanları ele geçirme he-definde olan Napolyon, önce Elariş’i sonra Gazze’yi ele geçirdi. Bir zamanlar Osmanlı ordusunun zafer naralarıyla çınlayan, Yavuz Sultan Selim’in seferiyle şanlanan Gazze toprakları Fransızların eline geçmişti. Tarihe meraklı olan Napolyon Gazze topraklarını ele geçirirken, “Osmanlı sultanı Yavuz’un geçtiği yollardan geçiyoruz” diyordu. Hayfa’yı ele geçirip, Akka kalesinin kapılarına dayandığında, Cezzar Ahmet Paşa’ya teslim olmasını teklif eden bir mektup yolladı. Mektubunda, Hayfa’yı ve Yafa’yı hiç zorlanmadan feth ettiğini anlatan Napolyon, Cezzar Ahmet Paşa’ya şöyle sesleniyordu: İşte şimdi başkentinin duvarları önüne geldim. Bir ihtiyarın geri kalmış birkaç günlük ömrünü almanın bana ne yararı var? Tekrar ediyorum, benimle dost ol. Yarına kadar istediğim cevabı vermezsen, şehri kuşatarak savaşa başlayacağım. Mısır’ı ele geçirdiğinde pek çok Müslümanın katledilmesine göz yuman, esir edilen Türk askerlerini “Bunlara bakacak ne zamanımız ne de erzağımız var” diyerek kurşuna dizen Napolyon’un bu mektubuna, Cezzar Ahmet Paşa’nın cevabı açık ve net oldu. Mektubu okuduktan sonra yanındakilere dönüp, “Bu çocuk iyi söyler de hileleriyle bizi kandırmak ister” diyen Ahmet Paşa, Napol-yon’a şu cevabı verdi: Biz ki vezir Cezzar Ahmet Paşa’yız. Devlet bizi bu kaleyi düşmana teslim etmek için vezir yapmadı. Biz şehadet rütbesini kazanmadan bir karış toprak vermeyiz. Geri kalmış birkaç günlük ömrümüzü de cenklerde geçiririz. Hamdolsun gücümüz yeter, elimiz silah tutardır. Gerçekten de, Fransız ordusunun toplarla kalede gedikler açıp şehre girdikleri ve yüzyüze çarpışmaların olduğu günlerde Cezzar Ahmet Paşa askerlerinin en önün-de savaşmış, Fransız ordusunu büyük yenilgiye uğratmıştır. Akka kuşatmasındaki yenilginin ardından Napolyon, ordusunu Mısır’da bırakarak ülkesine dönmüştür. Konsüllükten İmparatorluğa Aslında, Napolyon Fransa’ya en uygun zamanda dönmüştü. Ülkede anarşi yoğun bir şekilde sürerken 9 Kasım 1799’da gerçekleşen hükümet darbesi, Fransa tarihinde yeni bir dönemin başlamasına sebep oldu. Anayasada çeşitli değişiklikler yapılarak yönetim üç konsülün eline verildi. Her ne kadar Napolyon için gücü elde etmek çok kolay olmasa da, siyasi yeteneklerini kullanarak Şubat 1800’de “birinci konsül” pozisyonuna geldi. Böylece, anayasa yetkileriyle sınırlandırılmış gibi görülse de tek başına yönetimi ele geçirmiş, bir tür diktatörlük inşa etmiş oluyordu. Napolyon kendisinden beklenmeyen büyük bir enerjiyle elde ettiği yetkiyi kullanarak, başta ekonomi ve hukuk sistemi olmak üzere, askeri alanda, eğitim kurumlarında ve çeşitli devlet kademelerinde ardarda reformalar yaptı. Devletin dağıttığı kredileri belli bir düzene koydu, devlet mekanizmasının işleyişini hızlandıracak geniş düzenlemeler yaptı. Fransız Merkez Bankası’nı kurdu. Napolyon zamanında özellikle başkent çok gelişti. Seine nehri üzerinde dört yeni köprü yaptırdı. Devlet okulları açılarak eğitim bir kamu hizmetine dönüştürüldü. Valilerin ve belediye başkanlarının siviller arasından seçilmelerini ve kendilerini seçen tek merkeze karşı sorumlu olmalarını sağladı. Mahkemeleri ve emniyet örgütünü yeniden düzenledi. Napolyon Kanunları (Code Napoleon) olarak da bilinen, Fransız Medeni Kanunu’nun hazırlanması çalışmalarına başlandı. Subay okullarının açılması da, Napolyon’un yaptığı önemli reformlardandır. Napolyon, reformların geliştirilmesi ve uygulamaya geçirilmesi süreciyle ya-kından ilgilenmiş, orduyla sefer halindeyken dahi reform çalışmalarına devam etmiştir. Bu reformların en önemli sonuçlarından biri, Napolyon’a geniş bir halk desteği kazandırması olmuştur. Güçlü bir devlet adamı ve hukuk düzenleyicisi olarak tanınmasını sağlayan bu reformlar, Napolyon’un propaganda taktikleir ve yeteneğiyle de birleşince, Birinci Konsül’ün popülerliğini arttırmıştır. 1802’de ömür boyu Konsül, 1804’de de Fransa İmparatoru ilan edilmiştir.

Yeniden Savaşlar 83 1800’de Napolyon’un İtalya’ya giren daha sonra da Avusturya üzerine yürüyen Napolyon, Avusturya İmparatoru’nu İngiltere ile ittifakını bozmak ve 1801 Şu-batı’nda Luneville Barış Antlaşması’nı imzalamak zorunda bırakmıştı. Bu antlaşmayla son bulan savaşlar, bir müddet sonra yeniden başladı. Napolyon kişisel hırsları ve yeni topraklar fehtetme arzusu göz önünde bulundurulduğunda, ordu-sunu yenileyip pek çok askeri reform yaptıktan sonra bunları kullanmayacağını düşünmek pek gerçekçi olmazdı. Ancak dönemin Avrupası’ndan savaşı göze alan yalnızca Napolyon değildi. Fransa, Avrupa’daki ekonomik ve politik gücünün giderek artması nedeniyle İngiltere açısından giderek genişleyen bir tehdit oluşturmaktaydı. Napolyon açısından olaya baktığımızda ise, açık denizlere açılmak isteyen Napolyon’un önündeki en büyük engel İngiltere idi. Avrupa’ya tam anlamıyla hakim olabilme-si için İngiltere’yi yenmesi gerekiyordu. Sonunda Amiens Antlaşması bozularak, yeni savaşlar başladı. Napolyon’a karşı Avusturya, Rusya, Napoli ve İsveç’in de dahil olduğu devletler, İngiltere’nin önderliğinde III. Koalisyonu oluşturdular. Napolyon ise, ilk olarak İngiltere’ye bağlı olan Hanover’i aldı. İspanya’yla ortak büyük bir donanma meydana getirdi. Amaç oluşturulan donanmayla, İngiliz donanmasını Manş Denizi’nden çıkmaya mecbur ederek, Fransa’nın bu yoldan İngiltere’ye ulaşmasıydı. Napolyon’a göre İngiltere’yi adasında yenmek daha kolay olacaktı. Ancak Fransız donanması, Amiral Nelson komutasındaki İngiliz donanmasına 20 Ekim 1805’de Trafalgar’da yenildi. İngiltere bu başarısıyla denizlerde mut-lak üstünlüğünü tescil ettirmiş oldu. Bunun üzerine Napolyon, Avusturya ve Rusya üzerine yürüdü. 1806 da Almanya’da ordusu hazır bekleyen Napolyon Prusya’ya saldırdı. Jena’da büyük bir zafer kazanarak Prusya ordularını bozguna uğrattığında Prusya Kralı, Napolyon’dan barış istedi. Ancak Napolyon’un barış koşulları o kadar ağırdı ki sonunda Prusya Kralı Rusya ile birleşerek savaşa devam etme kararı aldı. Napolyon Viyana’ya girdiği gibi Berlin’e de girdi. Daha sonra Rus çarı I. Aleksandr’ı Friedland’da yenilgiye uğratarak 1807’de Ruslarla Tiltis antlaşmasını imzaladı. Böylece Napolyon Prusya’yı fethetmiş oldu. Ne var ki Napolyon İngiltere’yi ezme fikrinden bir türlü kurtulamıyordu, daha sonra bu takıntısı, kendi imparatorluğuna zarar verecek boyuta ulaştı. Bu amaç uğruna İspanya’ya saldırdı. Madrid’i işgal etti ve kardeşi Josephe’ı kral olarak burada bıraktı. Ancak daha sonra kuzeydeki birlikleri yenilgiye uğradı. Napolyon iktidarı sırasında Fransa içinde beliren bazı hoşnutsuzluklara, İngiliz Donanması’nın gücü, İspanya ve İtalya’da tahta geçirdiği akrabalarına halk tarafından duyulan kin ve kendine bağladığı devletlerde beliren milliyetçilik akımları da eklenmişti. 1810 yılının Mart ayında Habsburg hanedanından ikinci eşi Marie-Louise ile evlendi. 1811’de büyük şenlikler ve kutlamalar arasında oğlu Napolyon II, dünyaya geldi. Bu arada Rusya ile yapılan antlaşma, Rusya’ya İngiltere’ye karşı askeri hare-kat düzenlemek gibi ağır yaptırımlar getirmekteydi. I. Aleksandr, bunları kabul etmedi. Rusya’nın bu tutumu yüzünden Napolyon, 1812 yılında 453 bin kişilik ordusuyla Rusya’ya saldırdı. Borodino Savaşı’nda General Kutuzov komutasındaki Rus ordusunu yenilgiye uğratan Fransız ordusu Moskova’ya girdi. Fransız ordusunun kışı Moskova’da geçirmesi olanaksızdı. Rus orduları Moskova gerilerine çekilmişti ve Çar bir barış antlaşma yapılmasını istemekteydi. Başgösteren yiyecek sıkıntısı, asker kaçakları ve Rusya’nın dondurucu soğuğu gibi sebepler yüzünden, Napolyon ordunun yönetimini Joachim Murat’a bırakarak Paris’e döndü. Ordusunun büyük bir bölümünü kaybettiği Rusya seferinden sonra orduyu yeniden oluşturmak için halkın vergilerini arttırma yoluna gitti. Bu durum halkın Napolyon’a karşı bakış açısını değiştirmeye başladı. 1813 ve 1814’te gittikçe kaybolan halk desteği, bir darbe girişimiyle doruğa tırmandı. Darbe bastırıldı, ancak Fransa’daki bu karışıklık Fransa’ya muhalif olan devletlerin cesaret toplamalarına sebep oldu. Avusturya, da Fransa karşıtı koalisyon güçlerine katıldı. 1813 Ekimi’nde Leipzeig’de büyük bir mağlubiyet alan Napolyon, 1814’de düşman kuvvetleri Paris kapılarına kadar dayanınca görevinden alınarak sürgüne gönderildi. Ardından tahta XVIII. Louis geçirildi. 7 Mart 1815’te Napolyon sürgünden kaçıp Paris’e geri döndü. Halk tarafından ilgiyle karşılandı. Tekrar tahta çıktı. Hemen bir ordu toplayıp Belçika’ya saldırdı. Birkaç zafer kazandıktan sonra İngiliz, Avusturya, Almanya ve Rusya kuvvetleri tarafından 18 Haziran’da Waterloo’da büyük bir yenilgiye uğradı. Paris’e dönünce tahttan yeniden indirildi. Artık imparator değildi, yüz gün süren ikinci saltanatı sona ermişti. Bu durumda Fransa’da kalmasının mümkün olmadığını anladı. Amerika’ya kaçmak istedi, ancak bu engellendi. Bunun üzerine İngilizlere teslim oldu. İngilizler onu Atlantik’teki St. Helena adasına götürdü. Napolyon son yıllarını bu küçük adada geçirdi. 5 Mayıs 1821’de 51 yaşındayken öldü. 1840 yılında cenazesini Paris’e getirildi ve Invalides’te gömüldü. Napolyon’un ölüm nedeni tam olarak bilinmemektedir. Uşağı tarafından zehirlendiği öne sürülmektedir. Ayrıca Napolyon bir İstanbul aşığı olarak bilinmektedir. “Eğer dünya bir ülke olsaydı, başkenti İstanbul olurdu” sözü oldukça ünlüdür.

Posted in

Bir yanıt yazın

Hayati Kartal sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin