Türkiye’nin ikinci cumhurbaşkanı olan İsmet İnönü, Atatürk’ün ardından Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci adamı ünvanını almıştır. Halk arasındaki ünvanı ise İsmet Paşa’dır. Türkiye Cumhuriyeti’nin gelişmesinde çok büyük emeği olan İsmet Paşa, Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasında oynadığı önemli rolle bağımsızlığın kazanılmasındaki kilit isimlerden biri olmuştur. İsmet Paşa, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk’ün en yakın çalışma arkadaşlarından biri olarak, onun başlatmış olduğu inkılaplara büyük destek vermiş, birçok inkılabın hazırlamasına yardım etmiş ve inkılapların uygulanmasının takipçisi olmuştur. Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin bir nevi tanınma belgesi olan Lozan Antlaşması’nın müzakerelerini yürüten ve antlaşmayı imzalayan kişi de İsmet İnönü’dür. Mustafa İsmet İnönü 1884 yılında İzmir’de doğdu. 5 çocuklu bir ailede büyüyen İnönü, ilk ve orta öğrenimini Sivas’ta tamamladıktan sonra, 1895 yılında Sivas Askeri Rüşdiyesi’ni bitirdi. 1903 yılında Kara Harp Okulu’nu (Mühendishane-i Berri-i Hümayun) topçu teğmen olarak birincilikle bitirdi. 1906 yılında Harp Akadesimisi (Erkan-ı Harbiye Mektebi)’ni yine birincilikle tamamladı. Başarılı bir asker olan İnönü, kurmay yüzbaşı rütbesiyle Edirne’deki 2. Ordu’nun 8. Topçu Alayı 3. Bölük Komutanlığı’na atandı. İki yıl bu görevde kaldı. Bölük stajını tamamlayınca, 2. Ordu kurmay heyetine alınarak, Edirne’de 2. Süvari Tümeni’ne verildi. 1907 yılı içinde, o sırada Selanik’te bulunan arkadaşı Fethi Bey’den aldığı bir mektupla, İttihat ve Terakki Partisi’ne katıldı. Genç Türkler İhtilali patlak verince Edirne’de fiilen, orduya ve sivil idareye el koydu. Ertesi yıl 31 Mart hareketi olarak bilinen ayaklanmayı bastırmak için Rumeli’den yürüyen Hareket Ordusu’na katıldı. Daha sonra 1909 yılı yaz aylarında, Güneybatı Rumeli’de ilk defa düzenlenen bir kurmay gezisine katılan İnönü, Rumeli’deki Türk varlığından çok etkilendi. Meşrutiyet idaresinin de Osmanlı Devleti’ne yeni bir şey getirmediği ortadaydı, ayrıca Balkan devletlerinin Osmanlı yönetimne karşı ayaklanmak için dış güçlerle iş birliği içinde hazırlık yapıyorlardı. İnönü bu gözlemlerine dayanarak, daha o günlerde ülkenin geleceği için neler yapılabileceğini düşünmeye ve tasarlamaya başladı. Osmanlı topraklarının çeşitli bölgelerinde çıkan isyanları bastırmak için, görevlendirildiği bölgelere gitti. Askeri dehasının dikkat çektiği, en önemli başarılarından birini Yemen’de kazandı. 1910’da Ahmet izzet Paşa ile birlikte Yemen isyanını bastırmak için görevlendirilmişti. İsyancılarlarla onların hakimiyetinde olan dağlık bölgede mücadele etti. Devlete başkaldıran Yemen İmamı’nı ateşkese mecbur etti. Anlaşma masasına oturuldu, bir asırdan beri devam eden Yemen isyanları böylece sona erdi. Buradaki üstün hizmetleri nedeniyle kendisine dördüncü dereceden Mecidiye Nişanı ve bir yıl kıdem verildi. 26 Nisan 1912’de binbaşılığa yükseltildi. Yemen, Binbaşı İsmet için askeri ve kişisel yönden bilgilerini deneme ve geliştirme yeri oldu. Binbaşı İsmet Yemen’de de kendi kendini yetiştiriyordu. Fransızca ve Almancasını ilerleterek bu dillerde yazılmış meslek ve kültür kitaplarını okudu, bununla birlikte Yemen’de ilk defa Batı müziğiyle ilgilenmeye başladı. Batı müziğiylle ilgilenişi onun hayatının daha sonraki yıllarında da devam etti ve Cumhuriyet Ankarası’nda Batı müziğinin devamlı dinleyicisi oldu. İnönü, Yemen’de geçirdiği günleri anılarında şöyle anlatır: “Yemen’de müzik ihtiyacına derin hasretler içindeydik. Gramofon bize bulunmaz bir nimet geldi. Akşam üzere karargahtan, yattığımız eve geldiğimiz vakit hep beraber gramofon başına koşardık. Plakları tecrübe ederdik. Senfoni, arkasından opera parçası, serenat…. 1912 yılında Balkan Savaşı çıkınca, Binbaşı İsmet 1913 yılının Mart ayında Baş-kumandanlık Vekaleti’nin emriyle Yemen’den İstanbul’a döndü. Hadımköy’de yer alan Genel Karargah Harekat Şubesi’nde görevlendirildi. 8 Eylül 1913’te İstanbul Anlaşması’nın hazırlanmasında askeri danışman olarak görev yaptı. 15 Aralık 1913’te Genelkurmay 3. Şube’de, sonra 1. Ordu 1. Şube Müdürlüğü Kurmaylığı’nda bulundu. 3 Ağustos 1914’te 1. Ordu Kurmaylığı’na, 2 Aralık 1914’te Başkomutanlık Karargahı 1. Şube Müdürlüğü’ne atandı. İnönü güçlü bir sezgi yeteneğine sahip bir askerdi. Balkan Savaşı’ndan sonra daha geniş kapsamlı ve Avrupa’yı içine alacak bir savaş çıkacağını düşünüyordu. Osmanlı’nın bu savaştan uzak durması gerektiği inancındaydı ve acilen seferberlik ilan edilmesini istiyordu. Nitekim İnönü’nün endişesi gerçeğe dönüştü ve I. Dünya Savaşı başladı. Bu savaştan etkilenen Osmanlı, orduyu yenileştirme çalışmalarına başladı. İnönü 1914’te Harbiye Nazırlığı ve Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Reisliği’ne (Genel-kurmay Başkanlığı) atanan Enver Paşa’nın orduyu yenileştirme çalışmalarında önemli rol oynadı. Osmanlı’nın I. Dünya Savaşı’na katılmasıyla 1914 yılında yarbay rütbesine yükseltildi ve I. Dünya Savaşı’nda Doğu Cephesi’nde görevlen-dirildi. Bu dönemde Mustafa Kemal Paşa da bu ordunun 16. Kolordu Komutanlığı’na atanmıştı. İleride çok yakın arkadaş olacak iki komutan, aynı amaç uğruna, vatanın özgürlüğü için mücadele etmekteydiler. İsmet İnönü, 26 Temmuz 1916 yılının yaz aylarında bir süre Doğu Cephesi’yle Suriye Cephesi’ndeki çarpışmaları yönetti. Savaşın bitimiyle birlikte Harbiye Bakanlığı müsteşarlığına atandı.
Milli Mücadele Yıllarında İsmet İnönü
İsmet İnönü ile Mustafa Kemal Birinci Dünya Savaşı sırasında Kafkas cephesinde omuz omuza düşmana karşı savaşırken yakın arkadaş olmuşlardı. 9 Nisan 1920’de Mustafa Kemal, İsmet İnönü’yü Ankara’ya çağırdığında, İnönü bu çağrıya olumlu cevap vermişti. İnönü, bu kararıyla İstanbul’la bütün resmi bağlantısını kesmiş oldu.
23 Nisan 1920 tarihinde Ankara’da TBMM’nin açılışına Edirne milletvekili olarak katıldı. İnönü’nün ülkeye büyük hizmetlerde bulunacağı daha o tarihlerde belli olmaya başlamıştı. Milli Mücadele’ye katılmak üzere, milletvekilliği ve vekillik görevi muhafaza edilerek, 10 Kasım 1920’de Garp Cephesi Kuzey Kesimi Komutanlığı’na atanmış, daha sonra da 4 Mayıs 1921’de de Garp Cephesi komutanı olmuştur. Mustafa Kemal kurulan ilk hükümetle birlikte İnönü’yü Genelkurmay Başkanlığı’na getirmiştir. İnönü bu sırada albaydır ve kendisinden hem rütbe hem de kıdemce ileride olan Kazım Karabekir ve Ali Fuat Cebesoy gibi paşalar bulunduğu halde bu görevi almıştır.
Başta Çerkes Ethem ayaklanması olmak üzere, iç isyanların bastırılmasında da etkin rol oynayan İnönü, Kurtuluş Savaşı boyunca önemli başarılarılara imza atmıştır. I. ve II. İnönü zaferleri, İsmet İnönü’nün askeri kabiliyetinin eserleridir. Bu iki zafer sayesinde, İtilaf Devletlerin yönlendirmesiyle Anadolu’yu işgal et-meye yeltenen Yunanlıların ilerlemesi durduruldu. Ancak, 17 Temmuz 1921’de Kütahya-Eskişehir Muharebeleri kaybedilinnce Türk Ordusu Polatlı’ya kadar çekilmek zorunda kaldı. Millet Meclisi’nin Ankara’dan Kayseri’ye taşınması dahi gündeme geldi. 1921-1922 yıllarında Sakarya Savaşı, Büyük Taarruz ve Başkumandanlık Meydan Savaşı’nda kazanılan zaferler, bağımsızlık mücadelesinin başarıyla neticelnmesini sağladı.

İsmet Paşa Lozan’da… Savaşın bitimiyle hükümetle İtilaf Devletleri arasında 11 Ekim 1922 tarihinde Mudanya Mütarekesi imzalandı. Buna göre daha sonra barış görüşmelerinin başlaması gerekiyordu, bu amaçla İtilaf Devletleri hem Osmanlı hükümetini hem de Ankara hükümetini görüşmeler için çağırdılar. Ankara hükümeti duruma müdahele ederek, ancak kendilerinin Türkiye’yi temsilen görüşmelere katılabileceğini bildirdi. Bu talep İtilaf Devletleri tarafından kabul edildi. Bunun üzerine hükümet Lozan’da yapılacak görüşmelere katılacak heyeti seçmeye koyuldu. Heyetin başına İsmet İnönü getirildi. Gerekli tüm yetkilere sahip olabilmesi için Dışişleri Bakanlığına atandı. Cephelerdeki başarılarını Lozan Barış Antlaşması ile taçlandırarak, kahraman bir asker olduğu kadar başarılı bir diplomat olduğunu ispatlayarak yurda döndü. Lozan’daki görüşmeler çok çetin geçmiş, ancak İsmet Paşa’nın tavizsiz tutumu, İtilaf Devletleri’nin geri adım atmalarına neden olmuştur. Lozan görüşmelerindeki ortamı gösteren aşağıdaki anektod aynı zamanda İsmet Paşa’nın da cesaretinin, ataklığının ve hazır cevaplılığının göstergesidir: İngiltere Heyet Başkanı: – Bakın size ne getirdiysem kabul etmediniz, istediğim hiçbir şeyi bana verme-diniz. Şimdi ne istiyorsanız aldınız gidiyorsunuz. Ama gittiğiniz yer yoksul bir ülke. Savaşın sıkıntılarının yaşandığı bir ülke. Ülkenize gideceksiniz, ülkenizde insanlar kalkınma isteyecek, refah isteyecek, yatırım isteyecek. Bunları yapmak için paraya ihtiyaç var. O para bir bende var, birde bunda var (Amerikan baş delegesini gösteriyor). Bize geleceksin ve bize diyeceksin ki, bana yardımcı olun, borç verin, para verin. Biz sana vereceğiz borcu parayı ama unutma şimdi istediğiniz halde vermediğiniz bütün taleplerimizi yazıp cebime koyuyorum. Önümüze gelip bizden borç istediğin anda o taleplerini teker teker çıkaracağım ve önüne koyacağım bunu unutma genç general. İsmet Paşa’nın cevabı: Evet haklısınız eğer sizin önünüze bana para verin, borç verin diye gelirsem işte o zaman o reddettiğiniz talepleri çıkarıp önüme koyabilirsiniz. 23 Ağustos’ta Lozan Antlaşması’nın TBMM’de kabulü, İnönü’nün siyasal ve diplomatik başarılarının en önemlisidir. 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’in ilanıyla sonuçlanan süreçte, Mustafa Kemal’le yakın siyasal iş birliği devam etti. 30 Ekim’de İsmet İnönü Cumhuriyet’in ilk hükümetini kurdu. Halk Fırkası (Cumhuriyet Halk Partisi-CHP) Genel Başkanı ve Başbakan olarak, hem hükümeti kurma hem de parti üzerinde etkin olma imkanı elde etti. Ancak muhalefet partisi olarak kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (TPCF) karşısında istediği yet-kilere sahip olmadığını düşündüğü için 8 Kasım 1924’te Başbakanlıktan istifa etti. Bunun üzerine yeni hükümeti Fethi Bey kurdu. Hükümet kurulalı daha 4 ay olmadan 3 Mart 1925’te doğuda baş gösteren Şeyh Said Ayaklanması üzerine Atatürk, Heybeliada’da rahatsızlığı nedeniyle dinlenen İsmet Paşa’yı acilen Ankara’ya çağırdı. Kendisine Şeyh Said İsyanı’ndan bahseden Atatürk, İnönü’yle fikir alışverişinde bulundu. Daha sonra Ali Fethi Bey’i görevinden alarak yerine İsmet İnönü’yü getirdi. İnönü ayaklanmanın bastırılmasında hükümet başkanı olarak önemli rol oynadı. Atatürk’le Aralarında Fikir Ayrılıkları Ortaya Çıkıyor İsmet İnönü’nün inkılapların ilanında ve uygulanmasında, iktisat politikasında, devletçilik ilkesinin kabulünde ve hayata geçirilmesinde önemi tartışılmazdı. Atatürk 1934’te Soyadı Kanunu çıktığında İsmet Paşa’ya, İnönü soyadını verdi. Bu dönemde Atatürk’le aralarında yavaş yavaş bazı fikir uyuşmazlıkları çıkmaya başladı. Bu fikir ayrılıkları bir müddet sonra, 1937’de, İsmet Paşa’nın Başbakanlıktan Atatürk’ün isteğiyle alınması ve Parti Genel Başkanlığı’ndan da uzaklaştırılmasıyla neticelendi. Görüş ayrılıkları büyük ölçüde İnönü’nün devletçilik uygulamalarından doğmuştu. Atatürk devletçilik uygulamalarının İnönü’nün düşündüğü biçimde genişletilmesinden yana değildi ve aynı görüşü paylaşan iktisat vekili Celal Bayar’ı İnönü’ye karşı siyasal bir seçenek olarak görüyordu. İnönü’nün yerine Celal Bayar atandı. İnönü bu dönemde yalnızca TBMM’de Malatya milletvekili olarak görev yaptı. 11 Kasım 1938’de İsmet İnönü not defterine şunları yazacaktır: “İlk hükümet için dahiliye ve hariciye vekillerini değiştirmesini Celal Bayar’a tavsiye ettim. Tereddüt ettikten sonra kabul etti. Dahiliye Dr. Refik Saydam Hariciye Şükrü Saraçoğlu Dr Aras ile Şükrü Kaya’nın iktidardan gitmeleri memlekette hakiki bir inşirah verdi. Kendilerine karşı antipatinin bu kadar şamil olduğunu görmek herkesi şaşırttı.” İsmet Paşa Cumhurbaşkanı Seçiliyor… İsmet İnönü 10 Kasım 1938 tarihinde Atatürk’ün ölümü üzerine, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 11 Kasım’da Türkiye’nin ikinci cumhurbaşkanı olarak seçildi. İnönü’nün siyasal yaşamdan çekildikten bir yıl sonra cumhurbaşkanı seçilebilmesi, büyük ölçüde Cumhuriyet’le özdeşleşmiş olmasıyla ilgiliydi. Cumhurbaşkanlığının yanı sıra CHP genel başkanlığına getirilmesiyle yönetim üzerinde geniş otorite ve güç sahibi oldu. İnönü 26 Aralık 1938’de CHP I. Olağanüstü Kurultayı’nda partinin “Değişmez Genel Başkan”ı seçildi. İsmet İnönü bundan sonra “Milli Şef” ünvanıyla anıldı. İkinci Dünya Savaşı bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de toplumsal ve siyasal ortamı çok fazla etkiledi ve toplumdan yeni isteklerin yükselmesine neden oldu. Savaş yıllarında toplumda sıkıntılar arttı aynı zamanda ekonomi iyi durumda değildi. Bu dönemde Hasan Ali Yücel’in öncülüğünde Köy enstitüleri kuruldu. Çok partili döneme geçmek Türkiye’nin en önemli özlemiydi. Bunun üzerine 1945 yılında Milli Kalkınma Partisi, 1946 yılında da Demokrat Parti kuruldu. İsmet Paşa’nın partisi 1950 genel seçimlerinde iktidarı Demokrat Parti’ye karşı kaybederek muhalefete düştü. İsmet İnönü Cumhurbaşkanlığı’ndan ayrıldı ve 10 yıllık muhalefet dönemi boyunca hep partinin başında oldu. 1960 İhtilali’nin ardından yapılan ilk genel seçimde, CHP yeniden iktidara geldi. 27 Mayıs hareketinin doğurduğu sorunlarla da uğraşarak, 22 Şubat 1962 ayaklanması ve 20 Mayıs 1963 ayaklanması girişimlerinin önlenmesi çabalarında Cumhur-başkanı Cemal Gürsel’e Cevdet Sunay ile birlikte yardımcı oldu. 1964 Kıbrıs olayları sırasında Amerika Birleşik Devletleri’nin Türkiye’nin adaya müdahalesini engellemesi üzerine dış politikada çok yönlü arayışlara girdi. Dönemin Cumhurbaşkanı olan Cemal Gürsel’in Türkiye Cumhuriyeti’ne katkıları olarak tarihe gecen ilk Devlet Araştırma Kütüphanesi ve hükümete yol göstericilik görevini yasayla verdiği Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu’nun kurulması, planlı ekonomiye geçiş, Devlet Planlama Teşkilatı’nın kuruluşu, 5 yıllık kalkınma planları, sendikalar, grev ve toplu sözleşme yasalarının çıkarılması, Ankara Antlaşması ve takip eden sene Ortak Pazar üyeliği, SSCB ile iyi ilişkiler kurulması, Milli İstihbarat Teşkilatı yasası ve düzenlemesi, Milli Güvenlik Kurulu’nun başlangıcı ve geliştirilmesi, Türk Ordusu’nun modernizasyonu, İran, Pakistan ile birlikte bölgesel kalkınma organizasyonunun kurulması, Avrupa ve Orta Asya memleketlerini bağlayan mikrodalga radyo iletişim ağı kurulması, Devlet İstatistik Enstitüsü ile Turizm Bakanlığı’nın kurulması, Güneydoğu Anadolu’nun kalkınma ve geliştirilmesi planları, Basın Yayın Yüksek Okulunun ilk kuruluşu da bu döneme ve Başbakan İsmet İnönü’nun Gürsel’e destek verici idaresine rastlar. İnönü hükümeti 6 Şubat 1965’te yerini Suat Hayri Ürgüplü hükümetine bıraktı. 10 Ekim 1965 seçimlerinde partisinin seçimi kaybetmesi üzerine, parti içi görüş ayrılıkları derinleşti. İnönü’nün desteklediği “ortanın solu” politikası parti tarafın-dan benimsendi. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 12 Mart 1971’deki müdahalesinden sonra, CHP’nin tutumu konusunda parti içinde önemli görüş ayrılıkları belirdi ve İnönü parti genel sekreteri Bülent Ecevit’le anlaşmazlığa düştü. Ecevit’e göre, müdahalenin amacı, CHP içinde egemen olan “ortanın solu” politikasına son vermek ve partinin iktidar olmasını önlemekti. İnönü ise, müdahaleye açıkça karşı çıkılmasını onaylamıyordu. Yeni kurulacak hükümete partinin üye verip vermeyeceği konusunda beliren anlaşmazlık sonucunda Ecevit istifa etti. Ecevit’le yoğun bir mücadeleye giren İnönü, Mayıs 1972’de toplanan V. Olağanüstü Kurultay’da, politikasının partisince onaylanmaması durumunda istifa edeceğini açıkladı. Kurultayda parti meclisi Ecevit’in yanında yer alınca da 8 Mayıs 1972’de CHP Genel Başkanlığı’ndan ayrıldı. Türk siyasal yaşamında parti içi mücadele sonucunda değişen ilk genel başkan olan İnönü 4 Kasım 1972’de CHP üyeliğinden, 14 Kasım 1972’de de milletvekilliğinden istifa etti. Başvurusu üzerine tabii senatör olarak Cumhuriyet Senatosu’nda görev aldı. 25 Aralık 1973’te ölen İnönü 27 Aralık’ta devlet töreni ile Anıtkabir’de toprağa verildi.

Posted in

Bir yanıt yazın

Hayati Kartal sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin