Sultan İkinci Abdülhamit otuz dördüncü Osmanlı padişahıdır. Çökmek üzere olan Osmanlı İmparatorluğu’nu, 33 yıl başarıyla ayakta durmasını sağlamış büyük bir sultandır. 21 Eylül 1842 tarihinde Çırağan Sarayı’nda dünyaya geldi. Sultan Abdülmecid’in oğludur. Abdülhamit’in annesi Çerkez asıllı Tir-i Müjgan Kadın Efendi’dir. 1853 yılında, 11 yaşında iken annesi veremden ölünce manevi annesi Piristu Kadın tarafından yetiştirildi. Padişahın çocuksuz hanımı olan Pirustu, çocukluğunda çok zayıf bünyesi yüzünden sık sık hastalanan Abdülhamit’in bakımıyla ilgileniyordu. Gençlik günlerinde veliaht olarak büyük kardeşi Şehzade V. Murad görüldüğü için saray çevrelerinde fazla ilgi görmeyen Abdülhamit, bu nedenle aşırılıktan uzak, sade bir hayat yaşadı. Abdülhamit’in zaman buldukça Yıldız Sarayı’nda yaptırdığı tiyatroya Batı’dan getirttiği opera sanatçılarına, orkestralara, piyanist ve kemancılara konserler verdirdiği de bilinmektedir. Zamanın ünlü alimlerinden dersler alan Abdülhamit iyi piyano çalmaktaydı. Bununla birlikte kılıç kullanmak, ata binmek ve silahla atış yapmak en büyük zevklerindendi. Kendisini devlet işlerinde görevli sayıp, çalışma saatleri dışında usta bir marangoz olarak atölyesinde çalışırdı, yaptıklarını sattırır, parayı da fakirlere dağıttırırdı. Hayırseverliği ve cömertliğiyle halkın sevgisinini kazanmış bir padişahtı. Bu uğraşıları nedeniyle hiçbir zaman çalışmalarını aksatmazdı, yoğun bir çalışma programı yürüterek günde 16 saat çalışırdı. Ciddiyetten taviz vermeyen, hata ve ihmali kolay kolay affetmeyen bir kişiliği vardı. Sorumlulukları dağıtır. fakat son kararı hep kendisi verirdi. Çok güçlü bir hafızaya sahip olan Abdülhamit, bir gördüğünü bir daha unutmazdı. Keskin bir zekaya sahip olduğu için açık ve net konuşurdu. Kendisine anlatılan bilgileri uzun süre sabırla dinlerdi. Çok dindar bir padişahtı. Abdülhamit Han’ın Tahta Çıkışı 1871’de Sadrazam ve Dışişleri Nazırı Mehmet Emin Ali Paşa’nın ölümünden sonra Saray ile Babıali arasındaki çekişme yoğunlaştı. Bu dönem Osmanlı Devleti açısından içte ve dışta çok zor bir dönemdi. Meşrutiyetçiler bu durumu fırsat bilerek kendi başlarına hareket etmeye başladılar. Abdülaziz 1875’te devlet borçlarını ödeyemez hale düşerek Muharrem Kararnamesi ile moratoryum (borçların nasıl ve ne sürede tasfiye edileceğinin yasa ile belirlenmesi işlemi) ilan etmişti. Devletin mali durumu iyice kötüye gitmekteydi ve borç taksitlerini ödemek için tekrar borç alınıyordu. Bir yandan da Abdülaziz’in yaptığı yenilikler ve düzenlemeler İngilizleri tedirgin ediyordu. İngilizlerin desteğiyle, Devlet Nazırı Mithat Paşa’nın öncülüğünde padişahın tasfiyesi fikri gündeme gelmeye başladı. Tasfiye düşüncesinde olanlar, 30 Mayıs 1876 tarihinde Dolmabahçe Sarayı’nı basarak Padişahı görevden aldılar ve yerine Sultan V. Murad’ı getirdiler. Ancak bu sefer de Mithat Paşa ve arkadaşları, devletin içinde bulunduğu zor şartların Sultan V. Murad’ın yönetiminin zayıflığından kaynaklandığını ve bu sorunların çözümünün anayasal bir monarşide olduğunu söylemeye başladılar. V. Murad’ın akli dengesinin yerinde olmaması da Mithat Paşa ve çevresi için ay-rı bir sorundu. Abdülhamit den anayasayı ilan edeceğinin sözünü alarak Sultan V. Murad’ı tahttan indirdiler ve 31 Ağustos 1876’da II. Abdülhamit tahta çıktı. II. Abdülhamit’in tahta çıkması Osmanlı Devleti’nin çok buhranlı bir dönemine rastgeldi. Buna rağmen olağanüstü bir sabır, müthiş bir zeka ve büyük ustalıkla devleti otuzüç sene boyunca dirayetle idare etti. I. Meşrutiyet Dönemi Abdülhamit, Mithat Paşa’ya verdiği taahhüt uyarınca, 23 Aralık 1876’da ilk Osmanlı anayasası olan Kanun-ı Esasi’yi ilan etti. Meclis-i Mebusan ve Ayan Meclisi üyelerinden oluşan ilk meclis 19 Mart 1877’de açıldı. Böylece I. Meşrutiyet dönemi başladı. Kanun-i Esasi uyarınca iki kanatlı bir parlamento oluşturuldu. Parlamento üyelerinin seçim yoluyla belirlendiği meclis, Meclis-i Mebusan’dı. Üyeleri atama yoluyla belirlenen meclis ise, Ayan Meclisi idi. Bu iki meclis, Meclis-i Umumi (Genel Meclis) parlamentosunu oluşturuyordu. Padişah Ayan Meclisi’nin başkan ve üyelerini kendisi atıyordu. Padişah ile meclisin ülkeyi birlikte yönetmesi ilkesine dayanan anayasayla yargı bağımsızlığı ve temel haklar güvence altına alınmış oluyordu. I. Meşrutiyet ile birlikte sadrazam olan Mithat Paşa’nın ilk icraatlarından biri ülkeyi savaşa sokmak oldu. Abdülhamit’in itirazlarına rağmen, Mithat Paşa ve ekini Rusya’ya karşı savaş ilan etti.

93 Harbi olarak da bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı, Osmanlı için büyük bir hezimete dönüştü. Rus Ordusu Yeşilköy’e kadar gelip, İstanbul sınırlarına dayanmıştı. Osmanlı’nın hem toprak hem de insan kaybı çok büyüktü. Osmanlı- Rus Savaşı’nın Sonuçları Osmanlı-Rus Savaşı Rusya’nın Balkanlar’da Osmanlı topraklarına saldırmasıy-la başladı. Osmanlı Ordusu’ndan zafer beklentisi yoğundu, fakat Rus orduları Balkan ve Kafkas cephelerinde Osmanlı kuvvetlerini ağır yenilgiye uğrattılar. Doğuda Erzurum’u, batıda ise Bulgaristan’ın tamamı ile İstanbul surlarına ka-dar Trakya’yı işgal ettiler. Bunun üzerine meclisi süresiz kapatan Abdülhamit otoritesini gösterdi ve 1908 yılına kadar sürecek olan idaresi başlamış oldu. Osmanlı-Rus Savaşı, 3 Mart 1878’de imzalanan Ayastefanos Antlaşması ile sona erdi. Rus kuvvetleri İstanbul surları dışındaki Ayastefanos (Yeşilköy)’de ka-rargah kurdular. Bu antlaşma Osmanlı Devleti’nin fiilen Rusya’nın egemenliğine girmesini öngörüyordu. Ancak Avrupa devletleri Rusya’nın fazla güçlenmesin-den kaygı duydukları için buna izin vermediler. 13 Temmuz 1878’de Ayastefa-nos Antlaşması’nın yerine geçen Berlin Antlaşması imzalandı. Bu antlaşmayla Osmanlı için dağılma süreci başlamış oldu. Berlin Antlaşması’yla Rusya’nın toprak kazanımları geri alındıysa da, Romanya ve Karadağ’a bağımsızlık verildi, Bulgaristan’da Almanya ve Avusturya himayesinde özerk bir prenslik kuruldu. Berlin Kongresi Doğu Anadolu’daki Ermenilerin Rus himayesine yönelmelerine engel olmak amacıyla, Osmanlı Devleti’nden bu bölgedeki Ermenilerin duru-munu düzeltmeye yönelik bir dizi reform yapmasını talep etti. Abdülhamit yö-netiminin bu reformları ertelemesi ve bölgedeki Kürt aşiretlerini muhtemel bir Ermeni isyanına karşı silahlandırma yoluna gitmesi üzerine Ermeniler arasında devrimci ve milliyetçi örgütler güç kazandı. 1887’de Maraş’a bağlı Zeytun’da, 1891’de ise Siirt’e yakın Sason’da Ermeni devrimci örgütlerince desteklenen direniş hareketleri başlatıldı. 1895’te bu olayların ülke çapında bir ihtilale dö-nüşmesi olasılığının doğması ve İstanbul’da Ermeni örgütlerinin Kumkapı’da Batı kamuoyunu etkilemeye yönelik bir ayaklanma düzenlemesi üzerine Kamil Paşa hükümeti tarafından Anadolu’da Ermeni topluluklarına yönelik sert bastırma tedbirleri alındı. IV. Ordu Komutanı Müşir Zeki Paşa Ermeni isyanını bastırmakla görevlendirildi. Doğuda Kürt aşiret reisleri Hamidiye Alayları adı altında düzensiz milis birliklerinde örgütlendi. 1895 yazında tüm Anadolu taşrasında gerçekleşen kanlı olaylar Batı kamuoyun-da genellikle “Ermeni katliamı” olarak değerlendirildi; liberal Avrupa basınında Abdülhamit aleyhine şiddetli bir kampanya başlatılmasına sebep oldu. Fransız Akademisi üyesi tarihçi Albert Vandal, ilk defa Abdülhamit hakkında Le Sultan Rouge (Kızıl Sultan) lakabını kullandı. II. Abdülhamit İktidarı 93 Harbi yenilgisi sadece dışarıda değil ülke içinde de karmaşa ve sıkıntıya sebep olmuştur. Tüm bu koşullara rağmen Meclis-i Mebusan çözüm oluştu-ramıyor, meclis üyeleri birbirleriyle çekişmekten başka bir şey yapmıyorlardı. Pek çok Batılı tarihçinin de kabul ettiği gibi Osmanlı için bu meclisteki asıl ciddi sorun, üyelerinin çok az bir kısmının Türk asıllı olmasından kaynaklanıyordu. 240 üyeden sadece 60-70 kadarı Türk asıllıydı ve farklı kökenlerden gelen vekiller, Osmanlı’nın menfaatini değil kendi toplumlarının menfaatini düşünerek hareket ediyorlardı. Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmasını dört gözle bekleyen dış güçler için de bu yolla Osmanlı’nın iç işlerine diledikleri gibi müdahale ediyor-lardı. Zira her bir azınlık milletvekili grubu arkasına bir Avrupa devletini alarak mensubu bulundukları toplum için bağımsızlık kararı çıkarmaya çalışıyordu. Girit, Teselya ve Yunanistan’ın bağımsızlığını savunan milletvekillerinin yanı sıra, Anadolu topraklarında bağımsız Ermenistan, Kürdistan ve Pontus devleti kurulması gerektiğini söyleme cesaretinde bulunan vekiller dahi çıkıyordu. Eğer bu duruma müdahale edilmezse, Anadolu’da, Ortadoğu’da ve Balkanlar’da Os-manlı’dan koparılan topraklar üzerinde sayısız devlet kurulacaktı. Durumu gören Abdülhamit’in Meclis’i fesh etmekten başka bir seçeneği yoktu. Abdülhamit Meclis’i feshedip, Mithat Paşa’yı görevden uzaklaştırdı. Abdülhamit’in bu kararı, pek çok uzman tarafından Osmanlı Devleti’nin ömrünü 30-40 yıl daha uzatan cesur bir karar olarak takdir edilir. Durumdan rahatsız olan İngiltere, V. Murat’ı Padişah, Mithat Paşa’yı başba-kan yapmak için Genç Osmanlılardan Ali Suavi’yi tahrik ederek tarihe Çırağan Baskını olarak geçen başarısız darbeyi teşvik etti. 23 ihtilalcinin ölümü ile sonuçlanan bu sonuçsuz darbe, II. Abdülhamit’in etrafındaki tehlikeyi daha detaylı görmesine ve anlamasına sebep oldu. 1880 yılında Osmanlı tarihinde ilk defa geniş kapsamlı bir polis ve istihbarat örgütü olan Yıldız İstihbarat Teşkilatı’nı kurdu. Halktan birçok çalışanı olan bu örgütün amacı, Abdülhamit’in siyasi rakipleri hakkında bilgi toplamak ve Abdül-hamit’e karşı hazırlanan darbe veya ayaklanma girişimlere karşı önlem almaktı.. İçte ve dıştaki bütün olumsuzluklara, Ermenilerin püskürtülmesi ve Yahudilere Filistin’de toprak verilmeyerek geri çevrilmeleri nedeniyle bütün Batılı devlet-lerin ve lobilerin aleyhteki faaliyetlerine rağmen, II. Abdülhamit, hiç bir zaman vazgeçmediği İslam Birliği siyaseti sebebiyle her zaman halkı tarafından sevildi ve desteklendi. Abdülhamit Dönemindeki Atılımlar Bu dönemde, büyük ölçüde gerçekleşen projelerden birisi Hicaz Demiryolu’dur. Bu proje Almanların finanse edip Haydarpaşa-Ankara arasında gerçekleştirdik-leri Bağdat Demiryolu’nun aksine, finansmanıyla, inşaatıyla, tasarımıyla, İslam aleminden toplanan bağışlarla tamamen yerli bir girişimin eseridir. Sirkeci ve Haydarpaşa garları Abdulhamid’in yaptırdığı önemli binalardır. Haydarpaşa Ga-rı’nın yapımına 30 Mayıs 1906’da yapımına başlanmıştır. II. Abdülhamit zamanında bütün Anadolu’yu baştan başa dolaşacak bir karayolu ağının (şose şebekesinin) projelendirilip tatbikata geçirildiği çeşitli kaynaklarda belirtilmektedir. 1869 yılında getirilen bir sistemle halkın kara yollarının yapı-mına katılması sağlanmıştı. Buna göre 16-60 yaş arası erkek nüfus ile her hanenin sahip olduğu yük ve araba hayvanları senede 4 gün yol inşaatında çalışacaktı. Bu sayede inşaatın hızla bitirilmesi sağlanmıştır. Gümüşhane-Bay-burt-Erzurum-Doğubeyazıt-İran kara yolu (1879) haricinde 12 bin kilometrelik bir güzergaha sahip Samsun-Bağdat şosesi 1895 yılma kadar tamamlanmıştı. Açılan yollar Samsun’a göçü başlatmış ve bu şehrin önemli ölçüde büyümesi Abdülhamit döneminde olmuştur. Bursa içinde durum böyledir. Hem şehir içi, hem de şehirler arası yollar sonucunda Bursa, yeniden bölgenin önemli bir kara yolu kavşağı haline gelmiştir. İlk olarak 1877’de Posta Telgraf Teşkilatı konuya daha etkenlik kazandırmak amacı ile aynı isimle bakanlık haline getirildi. Ayrıca 27 Haziran 1900’de Posta Telgraf Teşkilatında ilk defa bir “havale kalemi” devreye sokulmuş, 30 Mayıs 1901’de Şehir Postaları kurulmuş, 30 Ağustos 1901’de ise postaların yerine daha hızlı ulaşabilmesi için demiryolları (o zamanki adı Şark Şimendiferleri) şirketiyle özel bir anlaşma yapılmıştır. Telefon ise Avrupa’da kullanılmaya baş-landığı tarihten (1876) sadece 5 yıl sonra, yani 1881’de İstanbul’a getirilmiş ve sınırlı da olsa istifadeye sunulmuştur. Telgraf hatları döşenmesine onun zamanında hız verilmiş, hatta bu hatların her birinde meteorolojik gözlemler yapılması için talimat verilmiştir. Böylece telgraf hatlarının yaygınlaşmasıyla birlikte, hatların ulaştığı noktalardaki hava durumunun merkeze bildirilmesi im-kan dahiline girmekte, böylece bu çabalar çağdaş ‘hava durumu’ raporlarımızın başlangıcını oluşturmaktadır. İlk kız okulları da II. Abdülhamit zamanında açılmıştır. Nitekim bilgili bir kişi olan Abdüllatif Subhi Paşa’nın ilk defa bir kız sanat okulu açma teşebbüsünde tereddüt geçirmesi ve titizlenmesi üzerine Abdülhamit, “Sen mektebi aç, ben arkandayım”, diyerek açıktan destek vermiş ve çevresini, daima kızların oku-ması için ilk adımları atmaya teşvik etmiştir. 1899 yılında halen faaliyette olan Şişli Etfal hastanesini kurdu. 25 Mart 1306 tarihli fermanıyla Okmeydanı’ndaki Darulaceze’yi kurdurmuştur. II. Abdülhamit 20. yüzyılın başlarında İstanbul’da Haliç’e, dahası Boğaziçi’ne bi-rer köprü yaptırmayı düşünmüştür ve bunun için de çeşitli projeler hazırlatmıştır. Fernidan Arnoden adlı Fransız mimarın 1900 tarihinde bir, Boğaziçi Demiryolu Kumpanyası’nın iki Boğaz köprüsü projesi, gerçekleştirilememiş olsa da, en azından belgeleri, çizimleri, resimleri bulunmakta ve o devirde İstanbul’un ge-leceğini öngören yoğun altyapı çalışmalarına girildiğinin işaretleri görülmektedir. Gerçekleşemeyen ama projesi çizdirilen, fizibilitesi çıkartılan ve ihalesi yapılarak inşasına başlanan projelerden birisi de Yemen Demiryolu’dur. Raporu 1898’de o zamanlar Yemen Valisi olan (sonradan Sadrazam) Hüseyin Hilmi Paşa vermiş ve 1913 yılında inşasına başlanmıştır. Ancak İtalyan kuvvetlerinin Yemen’deki Cibana limanını topa tutmasıyla çalışmalar durmuş ve proje iptal edilmiştir.

Posted in

Bir yanıt yazın

Hayati Kartal sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin