Astronomi Bilimine Olan Büyük Katkılarıyla Bu Bilimin Çehresini Değiştiren Alman Gökbilimci, Fizikçi ve Matematikçi “Astronomi biliminin kurucusu olan Kepler, gezegenlerin hareketlerini, güneş sisteminin uzaklığını hesaplamış ve yıldız hareketlerinin haritasını gösteren ilk astronomik takvimi yayınlamış büyük bir bilim adamıdır.” Johannes Kepler 1571 yılında doğdu. Üç yaşında geçirdiği çiçek hastalığı göz-leriyle, ellerinin zayıf kalmasına neden oldu. Yoksul bir aileden gelmesine karşın, dar imkanlar içinde üstün zekasıyla küçük yaşta dikkatleri çeken Kepler, Würt-temberg dükünün yardımıyla Tübingen Üniversitesi’nde okudu. Buradan 1588 yılında mezun oldu. 1591 yılında aynı üniversitede lisansüstü çalışmasını tamamladı. Michael Mäst-lin’in Tübingen’deki astronomi derslerini takip etti. (Tübingen, Almanya’nın Ba-denWürttemberg eyaletinde, Stuttgart’ın 35 km güney batısında yer alan tarihî bir üniversite şehridir.) Başladığı ilahiyat öğreniminin son yılında iken Graz’da matematik öğretmenliğine atandı. (Graz, Avusturya’da Steiermark eyaletinin en büyük şehridir.) Dolayısıyla ilahiyat öğrenimini tamamlayamadı. 1594 yılında gittiği Graz’da evrenin yapısına dair araştırmalarına başladı. Evrende matematiksel bir uyumun olduğuna inanan Kepler, çalışmalarıyla bu uyumu ortaya koymaya çalıştı. Bu amaçla eski Yunanlılardan beri bilinen ve Platon cisimleri olarak adlandırılan beş düzgün çokyüzlüden yararlandı. 1596 yılında yazdığı “Mysterium Cosmographicum” (Evrenin Gizleri) isimli kitabında açıkladığı gezegen sistemiyle ünlü astronomlar arasına katıldı. 1598’de Graz’da-ki protestanların kenti terk etmelerinin istenmesi üzerine Kepler, dönemin ünlü astronomu olan ve Prag’da yaşayan Tycho Brahe’nin yanına gitti. Prag’a yer-leşti ve onun asistanı oldu. O dönem imparatorluk matematikçisi olan Brahe ertesi yıl ölünce, II. Rudolf tarafından imparatorluk matematikçiliğine Kepler atandı. Kepler; İşığın atmosferde kırılması olgusunu inceledi. Gökcisimlerinden gelen ışık ışınlarının, yeri çevreleyen atmosfere girdiklerinde nasıl kırıldığı konusundaki araştırmalarının sonuçlarını “Ad vitellionem Paralipomena Quibus Astronomiae Pars Optica Traditur” (Astronomideki Optik Konuların İncelenmesi Konusunda Vitellio’ya ek) başlığı altında yayımladı. İlk olarak Mars’ı gözlemledi. Mars’ın hareketini dairesel bir yörüngeye oturt-maya çalıştı. Brahe’nin gözlemleri ile kendi gözlemlerini karşılaştıran Kepler, Mars’ın sadece iki konumda dairesel yörünge üzerinde bulunduğunu, ancak diğer konumlarda Mars’ın daire içerisinde olduğunu tespit etti. Bu keşfi onu daire dışında eğriler kullanmaya itti. Gözlemler, gezegenin Güneş etrafında dolanırken bazen yavaş bazen hızlı dolandığını göstermekteydi. Oysa daire üzerindeki hareket düzgün olmalıydı. Öyleyse yörünge daire değildi. Uzun süren araştırma ve çalışmalar sonucunda Kepler yörüngenin eliptik olması gerektiğini buldu. Bu, “Kepler’in birinci yasası”dır. Dünyamız da dahil olmak üzere, gezegenler, odaklarının birinde Güneş’in bulunduğu bir elips üzerinde dolanırlar. Kepler bu yasası ile, o zamana kadar daire olarak bilinen gezegen yörüngelerinin elips olduğunu söylüyordu. Bu ise, daha önce daireye göre yapılan hesaplamalardaki sapmaları tamamen geçersiz kılıyordu. Bu aşamada, iki merkezden birinde Güneş’in bulunduğu eliptik yörünge görüşü, gezegenin bu yörünge üzerinde ne hızla yol aldığı sorusunu ortaya çıkardı. Kepler hesaplamalar sonucunda, gezegenin Güneş’e yakın olduğunda hızlı, uzak olduğunda ise yavaş hareket ettiğini buldu. Buna göre, gezegen, eşit zamanlarda, eşit alanları tarıyordu. Böylece “Kepler ikinci yasası”nı bulmuştu. Güneş’le gezegeni birleştiren doğru parçası, eşit zamanlarda eşit alanlar tarar. Daha sonra ise, Kepler, gezegenlerin periyotları ve uzaklıkları arasında bağıntı buldu: Gezegenlerin periyotlarının karesi ile Güneş’e olan uzaklıklarının küpü bir-birleri ile orantılı idi. Bu ise “Kepler’in üçüncü yasası”dır. Gezegenlerin periyotlarının karelerinin, Güneş’e olan uzaklıklarının küplerine oranı birbirlerine eşittir. Kepler’in tespitleri, gezegen sistemiyle ilgili kuvvet yasalarının saptanması için gerekli olan temeli sağlamış ve Kopernik’i haklı çıkarmıştır. Öte yandan Kepler, hiçbir zaman yıldızların insanların yaşamlarını yönlendirdiği yolundaki batıl inancı kabul etmemiştir. 1626’da Avusturya’da Protestanlara karşı başlayan yıldırma ve baskı yüzünden, Kepler önce Ulm, daha sonra Rogensburg’da zor bir hayat yaşamıştır.
Kepler, 1627’de Tabulae Rudophinae (Rudolf Cetvelleri) başlığı altında geze-genlerin temel tablolarını yayınlamış ve 1630 yılında ölmüştür. Kepler’e gelinceye dek Kopernik sistemi dayanağı olmayan bir hipotez veya yalnızca matematiksel bir araç olarak değerlendiriliyordu. Kepler, bazı düzeltmelerle birlikte sistemin bilimsel doğruluğunu ispatlamakla kalmadı, astronomiye mekanik bir kimlik kazandırdı. Kepler de, bilimin insanları Allah’a yaklaştıracak bir araç olduğunu düşünmüş-tür. Astronomi ile ilgili araştırmaları sonucunda Allah’ın varlığının farkına varmış ve bu gerçeği şu sözlerle dile getirmiştir: “Uzun zamandır rahatsızdım. Ama şimdi, astronomi konusundaki araştırmalarım yoluyla Allah’ın varlığının farkına vardım.” (Dan Graves, Scientists of Faith, Kregel Publications, 1996, s.. 49) “Tabiat kitabına göre biz astronomlar, Yüce Allah’ın din adamları olduğumuz-dan, bizim Allah’ın şanını konuşmamız gerekir. ” Güçlü bilimsel kişiliğinin yanında Kepler, aynı zamanda evrenin bir Yaratıcı ta-rafından yaratıldığına inanmıştır. Neden bilim ile uğraştığını soranlara Kepler’in cevabı, “Yaratıcı’nın eserlerindeki lezzeti tatmak için” olmuştur. Allah’ın, yarattığı her şeyde kendini gösterdiğine inanan Kepler’in hayatı ve yaptıkları incelendiğinde, evrende İlahi bir tasarımın var olduğuna inanan bir insanın, bilimsel çalışmalarında çok geniş ufuklu ve başarılı olduğu görülür. Kepler, “be-yaz ayıları ve beyaz kurtları Kuzey’in karlı bölgelerine gönderen kimdir? Ayıların, balinaların ve kurtların beslenmesi için, kuşların yumurtalarını da onlarla birlikte orada bulunduran kimdir?” diye sorduğu sorunun cevabını yine kendisi şöyle cevaplamıştır: “Bizim Allah’ımızdır ve O en büyüktür ve O’nun üstünlüğü en bü-yüktür ve O’nun aklı sonsuzdur, O’nun sonu yoktur.” Kepler sözlerini şu şekilde sürdürmüştür: “Yaratıcıyı anlamak için sahip olduğunuz tüm duyularınızı kullanın.” Fizik ve kozmik fon radyasyonu alanında yaptığı çalışmalar nedeniyle 1978 Nobel fizik ödülünü alan Arno Penzias, Johannes Kepler hakkında şöyle bir açıklamada bulunmuştur: “Bir merkezin etrafında dönme fikri, inançlı biri olan Kepler’e kadar uzanmaktadır. Kepler Kutsal Kitaba inanan bir dindardı. Allah’a inanıyordu… O günden beri, yüzyıllar boyunca müthiş bir mücadele olmuştur. Umutlar hala bilim adamlarında. Kepler ise bu umudu inancından elde etmiştir.”

Bir yanıt yazın