Sultan Birinci Abdülhamit, tahta yirmiyedinci Osmanlı Padişahı olarak çıktı. 20 Mart 1725 tarihinde İstanbul Topkapı Sarayı’nda doğdu. Babası Üçüncü Ahmed, annesi Rabia Şermi Sultan’dır. Çocukluğunda saray içinde çok iyi bir eğitim aldı. Kitap okumayı çok seven bir çocuktu. Zeki, akıllı, ve ileri görüşlü bir şehzade olan Abdülhamit, ağabeyi Sultan Üçüncü Mustafa Han’ın 21 Ocak 1774’de vefatı üzerine 49 yaşında Osmanlı tahtına çıktı. Zamanındaki mevcut tarih kitaplarının neredeyse hepsini gözden geçirmişti. Ayrıca hat sanatı ile de meşgul oldu. Merhametli, inançlı, nazik bir insan olarak tanınıyordu. Osmanlı padişahları arasında iyi niyeti ve gayretiyle anıldı. Her zaman zarif ve alçakgönüllü kişiliğiyle takdir topladı. Hatta 1782 yılı yazında İstanbul’da çıkan yangında, yangın söndürmeye kendisinin de katılması halkın sevgisini de kazanmasına vesile oldu. Ayrıca saltanatı süresince pek çok mimari eser yaptırdı. Sultan Birinci Abdülhamit Külliyesi, İstanbul Beylerbeyi Cami, Emirgan Çeşmesi, Hasköy Silahdar Yahya Efendi Çeşmesi, Gülşehir Kurşunlu Cami, Yozgat Ulu Cami, Unkpanı Şebsafa Cami ve Karavezir Medresesi bunların arasında en önemlileridir. Sultan I. Abdülhamit hükümdarlığı süresince birçok siyasi ve askeri ıslahat da yaptı. Örneğin Avrupai tarzda eğitim veren bir askeri mühendislik okulu açtı Yeniçeri ocağına ve donanmaya yeni bir vizyon kazandırmaya çalıştı. I. Abdülhamit devlet işleriyle daima yakından ilgilenir, her sorun hakkında fikir ve görüşlerini vezirlerine bildirirdi. Yetenekli vezirler atamaya çalıştı. Halka karşı daima şefkatli ve ılımlı davranmasıyla sevgi ve saygı kazanmış bir padişahtı. Osmanlı-Rus Savaşı ve Küçük Kaynarca Antlaşması Sultan Birinci Abdülhamit tahta geçtiğinde 1768-1774 Osmanlı-Rus savaşı kötü bir şekilde devam ediyordu ve Osmanlı zayıf durumdaydı. Savaşı kazanamayacağını anlayan Abdülhamit en az zararla bu savaşı kapatmayı düşünüyordu. Bu yüzden 21 Temmuz 1774 tarihinde Küçük Kaynarca Antlaşması’na imza attı. Bu antlaşmaya göre Kırım’a bağımsızlık verildi.

Ruslar, Karadeniz’de ticaret yapıp, donanma bulundurabilecekler, Balkanlar’da Ortodoks toplulukların haklarını koruyacaklardı. Osmanlı Devleti Rusya’ya savaş tazminatı verecek, ancak Rusya Eflak, Boğ-dan, Beserabya ve Akdeniz’de işgal ettiği adaları Osmanlı Devleti’ne geri verecekti. Bu bölgelerde Osmanlı Devleti genel af ilan edecek, halka din ve mezhep özgürlüğü verecek, halktan vergi almayacak, isteyen istediği yere göç ede-bilecekti. Osmanlı-Rus Savaşı’nın Sonuçları Küçük Kaynarca Antlaşması, Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan çöküşüne ka-dar imzaladığı, şartları en ağır antlaşmadır. İlk defa, halkı tamamen Türk ve Müslüman olan Kırım gibi bir eyalet bu anlaşmada kaybedildi. Karadeniz’in bir Türk gölü olma özelliği de sona ermiş oldu. Osmanlılar ilk kez, bir devlete savaş tazminatı vermeyi kabul ettiler. Rusya’ya kapitülasyonlardan yararlanma imkanı verildi. Bununla birlikte Rus ticaret gemileri boğazlardan serbestçe geç-me hakkına sahip oldular. Rusya bu antlaşmayla Osmanlı Devleti’nin iç işlerine karışma imkanını da bulmuş oldu. Kırım’ın Rusya’ya Bağlı Bir Eyalet Haline Geliyor Rusya savaş sonrası Kırım’ı tamamen kendisine bağlamak istiyordu. Ancak Kırım’da Osmanlı Hükümeti’nin atadığı Üçüncü Selim Giray Han ile Rusların Kırım’a Han olarak seçtikleri Şahin Giray arasında bir iç savaş çıktı. Bu nedenle Küçük Kaynarca Antlaşması sonucunda Osmanlı Devleti ile Rusya arasında kalıcı bir barış sağlanamadı. Yeniden savaşma ihtimali ortaya çıkınca Aynalı Kavak Tenkihnamesi imzalandı ve Küçük Kaynarca Antlaşmas’ının bazı maddeleri değiştirildi. Buna göre Ruslar Kırım’dan askerlerini çekecek, Osmanlı Devleti ise Rusların istediği Şahin Giray’ın hanlığını kabul edecekti. Ancak tamamen Rus taraftarı olan Şahin Giray’ı Kırım halkı istemedi. Çıkan ayaklanmayı bahane eden Şahin Giray, Rus kuvvetlerini Kırım’a çağırdı. Kırım Hanlığı, Rusya’nın Kırım’ı ani işgali sonucu 9 Temmuz 1783 tarihinde Rusya’ya bağlı bir eyalet haline geldi. Çariçe’nin 1787 yılında 60.000 askeriyle Kırım’a gelerek başarısını kutlamasını ve Kırım’ın 1783 yılında Rusya’ya bağlanmasını Osmanlı Devleti bir türlü sin-dirememişti. Öte yandan Rusya ve Avusturya, Osmanlı Devleti’ni paylaşmak için yeni planlar yapıyorlardı. Bu iki devlet arasındaki yakınlaşma İngiltere’yi telaşlandırdı. Böylece Osmanlı Devleti, İngiltere ve Prusya’nın kışkırtmalarıyla 13 Ağustos 1787 tarihinde Rusya’ya karşı tekrar savaş ilan etti. Avusturya’da Rusya’nın yanında yer aldı. Yeniden Savaş Bu savaş sırasında Osmanlı Ordusu, Temeşvar eyaletinde stratejik bir konumda bulunan Muhadiye Boğazı’nı ele geçirdi. Bu sırada Avusturya İmparatoru Joseph 80.000 kişilik bir ordu ve 500 topla Şebeş Boğazı’na geldi. 21 Eylül 1788 tarihinde yapılan Şebeş Savaşı’nda Osmanlı Ordusu büyük bir zafer kazandı. İki ayrı cephede hem Avusturya, hem de Rusya ile savaşmak zorunda kalan Osmanlılar şartlar dolayısıyla orduyu ikiye ayırmış ve her iki bölümü farklı yerlere yollamıştı. Bu durum Osmanlı Devleti’nin işini zorlaştırdı. Saldırıya geçen Ruslar 17 Aralık 1788’de Özi kalesini kuşatarak 25.000 kişiyi öldürdüler. Bu haberin İstanbul’a ulaşması üzerine, Sultan Birinci Abdülhamit büyük bir üzüntüye kapıldı ve felç geçirdi. Hasta zamanlarında da devlet işleriyle ilgilenmeye devam etti. Ancak 7 Nisan 1789’da vefat etti.

Posted in

Bir yanıt yazın

Hayati Kartal sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin