Asıl adıl Temuçin olan Cengiz Han, 1155 ile 1160 tarihleri arasında Moğolistan’ın Burhan Haldun dağları arasında, Onon ve Hlen ırmakları ya-kınında doğmuştur. Cengiz Han’ın hayatının ilk yılları hakkında çok az bilgi vardır. Moğol Devleti’nin son hükümdarı Kutala’nın yeğeni, Börçigin’in lideri Yeşügey’in büyük oğludur. Annesi Helin, Olkunut kabilesindendir. Cengiz Han’ın ailesi de Orta Asya’da yaşayan tüm Türk ve Moğollar gibi göçebedir. Cengiz Han Kongrat kabilesi beyinin kızı Börte ile evlendi. Börte’den 4 çocuğu oldu; Cuci, Çağatay, Ögeday ve Tuli. Cengiz Han’ın ayrıca diğer eşlerinden de bir çok çocuğu oldu ama onlar yerini almaktan muaf tutuldular. Tarihin gördüğü en acımasız ve en gaddar hükümdarlardan biri olarak bilinen Cengiz Han pek çok tarihçi tarafından “Orta Çağ’ın Hitler’i” olarak tanımlanmaktadır. Hayatı savaşlar ve işgallerle geçen Cengiz Han, ele geçirdiği topraklarda ardında hep kan ve göz yaşı bırakmıştır. Bazı tarihçiler Cengiz Han ordusunun kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve hatta hayvanlar da dahil herkesin hunharca öldürmesinin askeri bir taktik olduğunu söylemektedir. Bu görüşü savunanlara göre, Cengiz Han düşmanlarına dehşet salmak için böyle bir strateji benimsemiştir. Daha geniş bir kesim ise, Cengiz Han ve ordusunun vahşet uygulamaktan zevk aldı-ğını söylemekte, putperest Moğol ordusunun çoğu zaman sadece zevk olsun diye insan öldürdüğünü iddia etmektedir. Bu konuda tarihçiler, Cengiz Han’ın çocukluğuna dair anlatılan bir hikayeyi de örnek gösterirler. Bu hikayeye göre, Cengiz Han üvey kardeşi Bekter’i avladıkları bir hayvanın paylaşımı konusunda anlaşamadıkları için öldürmüş ve bundan dolayı hiçbir pişmanlık göstermemiş-tir. Cengiz Han’ın ordularının gerek strateji gerekse “zevk” gereği öldürdüğü insan sayısının 40 milyonu bulduğu tahmin edilmektedir. Bu ise, 20. yüzyılın en büyük canisi sayılan Adolf Hitler’in bile, modern silahlar ve gaz odası gibi koşullara rağmen ulaşamadığı bir rakamdır. Cengiz Han, Karakurum’da ilk Moğol devletini kuran kişidir. Cahil ve vahşi Moğol ve Tatarlardan, işi gücü yağmacılık olan büyük bir ordu meydana getirip, Moğolistan’ın etrafındaki ülkelere saldırmaya başlamıştır. 1206 yılında “cihan hükümdarı, güçlü, mükemmel savaşçı” anlamına gelen “Cengiz” ünvanını aldı ve kağan ilan edildi. Tüm bozkır kavimlerini egemenliği altında topladı. Topraklarını genişleterek Müslümanların yaşadığı alanlara saldırmaya başladı.
1219 yılında Harzemşahlar Devleti’ne saldırdı. Buhara’yı 1220 yılında kuşattı ve üç gün sonra ele geçirdi. Semerkand, Otrar ve Merv gibi önemli şehirler kuşatılarak ele geçirdi. Buhara, Semerkand, Herat ve diğer merkezler birer kültür, sanat ve medeniyet abidesi idiler. Buraları yağmaladıktan sonra yakıp, yıktı. Teslim olmak istemeyen şehirlerde büyük katliamlar yaptı. Sadece Merv şehrinde; İbnü’l-Esir’e göre yedi yüz bin, Cüveyni’ye göre ise, bir milyon üç yüz binden fazla insanı katletti. Hatta intikam hırsıyla Nişabur’da kedi ve köpekler bile katletti. Uzun süre Moğol ordusu tarafından kuşatıldığı halde alınamayan Gürgenç etrafındaki hendekler doldurularak şehir ateşe verildi. Burasını ele geçirdikten sonra, zenaatkarlar hariç, halkın tamamı katledildi. Uzun süren ku-şatma ve işgalden sonra Harzemşahların toprakları viraneye döndü. Cengiz, Kore’den Yakın Doğu’ya, Güney Avrupa, Güney Sibirya’dan Çin Hindi’ne kadar uzanan çok geniş bir imparatorluğu miras bıraktı. Zaferi, tamamen silah gü-cüne dayandı. Ömür boyu diğer kültürlere yabancı kalarak, sadece ve sadece kendisi ve yakınları için çalıştı. Devlet teşkilatına Moğol geleneğini hakim kıldı. İlkel prensiplerle kurduğu büyük imparatorluğu ölümünden sonra uzun süre yaşamadı. Sadece kırk yıl devam edebildi. Kendisine karşı çıkanları çoluk-çocuk demeden öldürecek, kabile ve şehirleri tümden yok etmekten çekinmeyecek kadar kan dökücü bir yapıya sahipti. Kendisiyle çağdaş olan ünlü tarihçi İbnü’l-Esir, Hz. Adem’den o güne kadar in-sanlığın maruz kaldığı en büyük felaketin Moğol istilası olduğunu söylemiştir. İstila ettiği İslam beldelerinde taş üstünde taş bırakmadı. Kadın ve çocukları vahşice öldürdü. Camileri ahır olarak kullandı. Cami, kütüphane ve medreseler yerle bir edildi. İngiliz tarihçi Justin Marozzi Moğol ordusunun vahşetini şöyle anlatır: Şehirler topluca yok ediliyor, hayatta bırakılanların çoğu ise bir sonraki seferde ‘canlı kalkan’ olarak ordunun önünde yürütülüyordu. Moğollar ele geçirdikleri şehirlerdeki kedi ve köpekleri bile öldürüyorlardı. Termez kentinde bir kadın katliamdan kurtulabilmek için Moğol askerlere değerli bir inci yuttuğunu söyle-miş, onlar da hemen kadının karnını parçalayıp mücevheri çıkarmışlardı. Zaten Cengiz Han’ın kurbanların karınlarının deşilmesi yönünde emri vardı. Cengiz Han’ın kısa zamanda geniş topraklara sahip olmasının önemli sebepleri; katı bir disiplin anlayışı olması, süratli hareket ve amacına ulaşmada gösterdiği acımasızlıktı. Halkı ve idarecilerine ihanet edenleri anında cezalandırması, buna karşılık yöneticilerine sadık kalarak kendisine karşı mücadele edenleri himayesine alması önemli vasıflarındandı. İhanetle bir yeri teslim edip mükafat bekleyenleri, “Kendi insanına ihanet eden birisi, kim bilir bana nasıl ihanet eder” demek suretiyle anında kılıçtan geçirirdi. Cengin Han’ın vahşeti, oğulları ve torunları tarafından da sürdürüldü. Torunu Hülagu Han, 1258 yılında o devirde dünyanın en göz kamaştırıcı bir kaç ken-tinden biri olan Bağdat’ın üzerine yürüdü. Aynı zamanda Hilafet merkezi olan Bağdat’ı korumak isteyen yöneticiler Hülagu’nun “teslim olun, kılınıza dokunma-yacağım” sözüne güvendiler. Ama Moğol despot yalan söylemişti. Tarihçilerin kayıtlarına göre kentteki bir milyona yakın Müslüman, kadın-çocuk ayrımı yapıl-maksını kılıçtan geçirildi. Günler süren katliam nedeniyle şehrin sokakları kanla kaplandı. İslam medeniyetinin altı yüzyıllık birikimini temsil eden dev Bağdat Kütüphanesi’ni ve şehirdeki diğer pek çok eseri yakan Moğollar, öldürdükleri insanların kesik kafalarından piramitler dizdiler. Bağdat’tan sonra daha bir çok İslam kentini yok eden Moğol orduları, İslam dünyasına Haçlı Seferleri’nden çok daha büyük yıkım getirdiler. Tarihçi Prof. Osman Turan’a göre, Moğol istilaları “Tarihte misli görülmemiş bu tahrip ve imha hareketi”, İslam medeniyetine vurulmuş en büyük ve kalıcı darbe oldu. Sulama sistemlerinin ve dolayısıyla tarımın yok edilmesi, bölgenin sosyolojisini değiştirdi. Moğol barbarlığının hedefi olan Diyarbakır, Cizre, Mar-din, Hakkari gibi kentler yüzyıllar boyu toparlanamadı. Moğol ordusunun adeta kara veba kadar tehlikeli ve ondan da öldürücü dalga-sı doğuyu tarumar ederken bu topraklarda yasayan pek çok alim, zanaatkar, tüccar gidebildiği kadar batıya kacmıştır. Bu durum doğunun sadece insani açıdan değil, ekonomik, ticari ve kültürel olarak da çökmesine sebep olmuştur. Doğunun serveti tamamıyle bitmiş, ticaret yolları yok olmuş, üretim tamamen durmuş ve bilinen tüm düzen çökmüştür. Şehirleri taş üstünde taş kalmama-casına yok ettiği için, neredeyse hiç bir doğu şehri yeniden kurulamamıştır. Doğuda çöken iktisadi düzen ve zenginlikler, Cengiz Han’ın zulmü nedeniyle ve ticaret yollarının çökmesi sonucu denize taşınmış ve Avrupa’nın Orta Çağ’ın karanlığından çıkmasına bir vesile olmuştur.

Bir yanıt yazın