Adolf Hitler, 1933 yılında Alman Başbakanı olmuş tarihin gördüğü en zalim dikt diktatörlerden biridir. Aynı zamanda nazizmin kurucusu, nasyonel sosyalizminin fikir babasıdır. Hitler 20 Nisan 1889 yılında Avusturya’da Braunau am Inn’de dünyaya geldi. Ortaokulu Linz’de okudu. Babası Alois Hitler gümrük memuruydu. Ailenin beş çocuğu vardı, Adolf bu çocukların üçüncüsüydü. 13 yaşında babasını kaybetti. Daha sonra şiddetli bir ciğer hastalığı geçirdi ve doktorun tavsiyesiyle bir yıl kadar okuldan uzak kaldı. Ancak bundan sonra da annesine bakmak için inşaat işçiliği yapmaya başladı. Ardından 1907 yılında annesini kaybetti. Tarihçilerin öne sürdüğüne göre Hitler’in annesinin ölümünde gelen doktor bir Yahudiydi. Hitler annesinin ölümünü hiçbir zaman kabullenememiş, annesini kaybettiği için bu Yahudi doktoru sorumlu tutmuştu. Hitler orta öğrenimini bitirince Viyana Güzel Sanatlar Akademisi’ne gitmeye karar vermişti. Kendine aşırı güvenen bir yapıya sahipti. Bu nedenle Akademi’den kendisinin yeterli olmadığına ve kabul edilmediğine dair cevap alınca yıkılmıştı. Viyana sanayi mektebine yazılarak bir mimarın, sonra da nakkaşın yanında çalıştı. Bu arada bir süre, yapıp sattığı resimlerden kazandığı parayla, sefalet içinde bir yaşam sürdü. 1914 yılında 1. Dünya Savaşı çıktı. Hitler, gönüllü olarak Bavyera ordusuna katıldı. Savaşın sonunda Almanlar mağlup oldu. Alman İşçi Partisi derneği, Almanya’nın içinde bulunduğu durumu değerlendiren çeşitli toplantılar düzenlemekteydi. Komutanları Hitler’in bu toplantılara katılarak bilgi edinmesini iste-diler. Ayrıca Gottfred Feder’in dernekte yapacağı konuşmayı özellikle izleyerek amaçlarını öğrenmesini istiyorlardı. Hitler bu toplantıda dinlediği fikirlerden çok etkilendi. Daha sonra Alman İşçi Partisi’nin üyesi olmaya karar vererek politikaya atıldı. Arkadaşı Feder ve altı kişilik ekibiyle birlikte Alman İşçi Parti’sinin ismini Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi olarak değiştirdi ve partinin başkanı oldu. Kendisini destekleyenlere “Nazi” ismi verildi. Kendisine de, taraftarları, rehber anlamına gelen “Führer” lakabını verdiler. Partinin 25 maddelik programının ilk maddesi Almanya’yı Birinci Dünya Savaşı sonucunda imzalanan Versay Antlaşması’ndan kurtarmaktı. Alman vatandaşlığının yalnız Alman kanı taşıyanlara verilmesi ve büyük sermayeyi devleştirmek de yine programın temel maddelerini oluşturuyordu.
Hitler 1924’de 10 ay hapiste kaldı. Bunun nedeni hükümeti devirme teşebbüsünde bulunmasından kaynaklanıyordu. Bu mahkumiyeti sırasında “Mein Kampf” (Kavgam) isimli bir kitapta fikirlerini topladı. Bu kitap, partinin bundan sonraki faaliyetlerini belirledi. Kavgam ve Darwinizm Nazi ideologlarında yoğun bir Darwinizm etkisi görülmektedir. Adolf Hitler ve Alfred Rosenberg tarafından şekillendirilen bu teori incelendiğinde, “doğal se-leksiyon”, “seçici eşleşme”, “ırklar arası yaşam mücadelesi” gibi, Darwin’in Türlerin Kökeni kitabında onlarca kez tekrarlanan kavramlara rastlanır. Hitler ünlü kitabı “Kavgam” (Mein Kampf)’ın ismini de, Darwinizm’in yaşamın bir mü-cadele arenası olduğu ve bu mücadelede üstün gelenlerin hayatta kaldıkları prensibinden esinlenerek koymuştur. Hitler kitabında özellikle ırklar arasındaki mücadeleden söz etmiş ve şöyle demiştir: Tarih doğanın kendi kendine oluşturacağı yeni bir ırksal hiyerarşi sonucunda eşi benzeri olmayan bir imparatorluk meydana getirecektir. 1933’deki ünlü Nurnberg mitinginde ise, “yüksek ırkın düşük ırkları idare ettiğini, bunun doğada görülen bir hak olduğunu ve tek mantıklı hak olduğunu” ileri sürmüştür. Nazi Hareketinin Şiddete Bağımlılığı Nazi hareketi 1920’lerin başında doğmuş ve henüz o yıllarda ünlü Birahane Darbesi girişimiyle ilk şiddet hareketini gerçekleştirmişti. Hitler 8 Kasım 1923’te tam bir çeteyi andıran birlik askerleri ve 600 SA askeriyle birlikte Bavyera Devlet Komiseri Gustav Kahr’ın konuşma yaptığı Münih Şehir Birahanesi’ndeki toplantıyı bastı. Hitler toplantının ortasında, büyük bir hışımla içeri girerek salonu işgal etti, tavana ateş ederek milli devrim ilan ettiğini söyledi. Ancak bu darbe başarılı olmadı, Hitler tutuklandı ve 9 aylık sürgün hayatı yaşadı. Daha sonraki yıllarda Naziler rakiplerine karşı korku salarak, Yahudi düşmanlığını körükleyerek güçlendiler. Sonunda Nazi partisi parlamentonun önemli partilerinden biri haline geldi. Tabi bunu yaparken Naziler sık sık yasa dışı yolları kullandılar.
30 Ocak 1933 günü Hitler şansölyeliğe (başbakanlığa) atandı. Atayan yaşlı Cumhurbaşkanı Hindenburg’du. Çünkü Nasyonal Sosyalist hareket tehlikeli bir biçimde kuvvetini artırıyordu. Bu durumun farkında olan Hindenburg bir iç sava-şa yol açmamak için bu atamayı yaptı. Hitler, Mart ayında yeni bir seçime gitti. Bu seçimde Naziler, faşist iktidarların tümünün yaptığı gibi korkutma, sindirme ve hile yollarına başvurdular. Böylece hem yürütme, hem de yasama gücü Hitler’in eline geçmiş oldu. Ancak kısa bir süre sonra Hitler’in yetkileri daha da artacaktı. Nitekim 1934 Ağustosu’nda Hindenburg’un ölümü üzerine, Cumhurbaşkanlığı ve şansölyelik makamları birleştirildi. Ve her ikisini de Hitler üzerine aldı. Hitler, Mussolini’nin izlediği siyaseti takip ediyordu. Güç kullanmasının yanı sıra her türlü antidemokratik yönteme de başvurabiliyordu. Örneğin bütün muhalefet partilerini kapattı, sendikaları yasa dışı ilan etti, kişi özgürlüklerini ise tamamıyla ortadan kaldırdı. Üniversite hocalarının dahi Hitler’e bağlılık yemini etmesi gerekiyordu. Nazi baskısı yaşamın her saha-sına girdi. Naziler’in şiddet eylemleri, bu amaçla özel olarak oluşturulan örgütler tarafından yürütülmüştür. Bunlardan ilki olan “SA”, (Sturmableitung, yani “Fırtına Birlikleri”) 1920’de kurulmuş 1921’de yarı askeri bir nitelik kazanmıştı. SA’lar arasında birçok sokak serserisi bulunuyordu. Grup “Kahverengi Gömlekliler” olarak biliniyordu ve başında psikopat karakteriyle (ve eşcinsel sapkınlığıyla) tanınan Ernst Röhm vardı. SA Nazi Partisi’nin güçlenmesi adına 1920’li yıllar boyunca sayısız terör eylemi düzenledi. SA birlikleri Nazi karşıtlarına şok baskınlar yaptılar, sokak kavgaları çıkararak kan akıttılar, “tutsak” aldıkları muhaliflerine işkenceler yaptılar. Hitler SA’ların vahşetinden gurur duyuyordu. Hitler’in Diğer Irklara Düşmanlığı Nazizm’in ırkçı vahşeti, sadece Almanya sınırları içindeki sözde “uygun olma-yan” insanları değil, tüm dünyayı hedef alıyordu. Hitler’in rüyası bütün dünyaya hükmedecek bir Alman İmparatorluğu kurmak ve dünya üzerindeki sözde tüm “aşağı” ırkları sterilize ederek sözde “insan evrimi”ni hızlandırmaktı. Nitekim bu, Darwin’in de dile getirdiği batıl bir kehanetti. Bilindiği gibi Darwin, İnsanın Türeyişi isimli kitabında, “Yakın bir gelecekte medeni insan ırkları, vahşi ırkları tamamen yeryüzünden silecekler ve onların yerine geçecekler. Öte yandan insansı maymunlar da… kuşkusuz elimine edilecekler.” diyordu. Darwin’in bu kehanetini uygulama görevini de Hitler üstlenmişti.
Bu planı 1939 yılında uygulamaya koydu. Şok saldırılarla önce Polonya’yı, ardından Danimarka, Norveç, Belçika, Hollanda, Fransa, Yugoslavya ve Yunanistan’ı, Kuzey Afrika’yı ve Sovyetler Birliği’ni işgal etti. İşgal altındaki ülkelerin halklarına, özellikle “aşağı ırklar” kategorisine dahil edilen insanlara büyük bir zulüm uygulandı. Milyonlarca insan tutsak olarak çalıştırılmak üzere toplama kamplarına gönderildi ve feci şartlarda yaşatıldı. Bu kamplarda yaşamını yitiren yüz binlerce Yahudi, Çingene, Slav, Rus ve diğer milletlerden insanlar, Darwinist ırkçılığın vardığı sonucu belgelemektedir. (Kamplarda yaşamının yitiren Musevilerin bir kısmı da gerçekte Musevi Hazar Türkleridir.) Nazi vahşetinin en çarpıcı örneklerinden biri, Nazi subayı Josef Mengele’nin Auschwitz toplama kampında tutuklular üzerinde yaptığı insanlık dışı deneylerdir. Men-gele tarafından kamp tutsakları arasından “kobay” olarak seçilen yetişkinler ve çocuklar üzerinde, insan vücudunun acıya veya soğuğa ne kadar dayanabildiğini anlamak için korkunç denemeler yapılmıştır. Soğuk kış gününde buz dolu sulara zorla sokulup bekletilen insanların, donmadan önce kaç dakika yaşayabildikleri test edilmiştir. Mengele’nin denekleri üzerinde hiçbir anestezi yapmadan cerrahi operasyonlar yürüttüğü, örneğin insanların kollarını, bacaklarını veya midelerini canlı canlı kestiği bilinmektedir. Mengele’nin en zalim deneyleri ise, kampa gelen ikiz çocuklar üzerinde olmuştur. Mengele kampa gelen tüm ikizleri diğer tutsaklar-dan ayırmış ve üzerlerinde farklı denemeler yaparak kalıtımsal faktörlerin etkisini ölçmüştür. Ancak kullandığı metodlar inanılmaz derecede zalimdir. İkizlerin kanını birbirine enjekte ederek tepkiyi ölçmüş, çoğunda ikizlerin biri veya ikisi şiddetli ağrılar ve yüksek ateş yaşamıştır. Mengele göz renginin kalıtsal olarak değiştirilip değiştirilmeyeceğini ölçmek istemiş ve bu amaçla ikizlerin gözlerine mavi mürekkep enjekte etmiştir. Çoğu denek büyük acılar çekmiş ve bir kısmı kör olmuştur. Küçük çocuklara çeşitli hastalıkların mikropları enjekte edilmiş ve bu hastalıklara ne kadar dayanabildikleri ölçülmüştür. Pek çok masum çocuk, Mengele adlı bu Nazi canavarının elinde işkence çekmiş, sakat kalmış veya ölmüştür. Nazilerin uyguladığı soykırım sonucu Avrupa’da yaklaşık olarak 5.5 milyon Yahudi ve yarım milyon çingene öldürüldü. Alman ırkını iyileştirmek adına, binlerce zihinsel engelli insan da hastanelerde, verilen gizli emirlerle katledildi. 30 Nisan 1945 günü aldığı yenilgiyi kendine yediremeyen Hitler, Berlin’de eşi Eva Braun ile birlikte intihar etti. Bu olaydan yedi gün sonra İkinci Dünya Savaşı sona erdi. Savaşta 35 milyon kişi hayatını kaybetmişti.

Bir yanıt yazın