Sakarya Meydan Savaşı başlamadan önce Atatürk, çarpışma bölgesini denetlemek ister. Atına atlar, önemli yerleri dolaşmaya başlar. Bindiği at, bilinmeyen bir nedenle birden ürker, binicisini düşürür. Kendini yerde bulan başkomutan yaralanmış-tır.

Ankara’ya getirilen Atatürk’ü, Çankaya Köşkü’nde doktorlar muayene ederler. Kaburga kemiklerinden birkaçı kırılmıştır. Cebeci’deki askeri hastahanede tedavi edilmesine karar verirler.

Atatürk’ün kırılan kaburga kemiklerinden birinin ucu ciğerine batmakta, kolay nefes almasına da engel olmaktadır. Doktorlar, o yıllarda pek de kolay bulunmayan bir yara bandıyla kırılan kaburga kemiklerinin üstünü sıkıca sararlar.

Başkomutan, biraz daha rahat nefes almaya başlayınca yanındakilere şöyle der:

Tanrı, Konstantin’e yardım ediyor, ama ben böyle de savaşabilirim.

Gerçekten doktorlar, kendisine kesin olarak dinlenmesini tavsiye ettikleri halde Atatürk, kısa bir süre sonra yeniden savaş bölgesine döner. Sakarya Meydan Savaşı’na komuta etmeyi üzerine alır. Bu savaş tam yirmi iki gün yirmi iki gece sürer.

İyileşmeden cepheye dönen, çetin savaşı parlak bir yengi ile bitirmek için oradan oraya koşan Atatürk, en başta kendi sağlığı olmak üzere her şeyi unutmuştur. Onun için önemli olan, Türk ordusuna unutulmayacak bir zafer kazandırmak, hain düşman ordusunu Anadolu’dan söküp atmaktır.

Atatürk, savaştan sonra bu yaralanma olayını an-latırken şöyle demiştir:

Ne dersiniz, orduya son saldırı emrini verdiğim gün, kırık kaburga kemiklerim de iyileşivermişti.

Posted in

Bir yanıt yazın